Yalihuyuk.com – Konya

Dünya Kadınlar Günü

8 Mart günü Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanır.  Kadınlara özgü bir günün var olması düşüncesi ilk kez, 26-27 Ağustos 1910’da Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında ortaya atıldı ve kabul edildi.  Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da, 1977 yılında 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti.

07 Mart 2007 - 15:17 'de eklendi ve 308 kez görüntülendi.
Dünya Kadınlar Günü

8 Mart günü Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanır.  Kadınlara özgü bir günün var olması düşüncesi ilk kez, 26-27 Ağustos 1910’da Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında ortaya atıldı ve kabul edildi.  Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da, 1977 yılında 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti.

Türkiye’de 8 Mart  Kadınlar Günü İlk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlayan 8 Mart, 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programında Türkiye de etkilenmiş,  “ Türkiye’de 1975 Kadın Yılı " kongresi yapılmıştır. 1980 askeri darbesinden sonra dört yıl anılmadı 8 Mart. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından Dünya Kadınlar Günü kutlanmaya başlandı. 

Kadın iyi bir anne, iyi bir eş, iyi bir arkadaş, merhamet timsali, şefkat abidesi ve hepsinden önemlisi "Allah'ın insanlığa rahmeti"dir.  (İslam’da aile düzeni, s. 121, Hüseyin Ensariyan)  

Bu yüceliklere sahip olan böyle bir varlık olan "kadını yeniden okumak" ve İslam'ın ona verdiği yüce değerleri bulmak için en son din olan İslam dininin yüce değerlerini incelemekten başka bir seçenek yoktur.

Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratmış, sonra da sizi çiftler halinde var etmiştir. Her şeyi çiftiyle yaratmıştır. Evrene baktığımızda gördüğümüz her şeyin bir eşini de beraberinde görürüz.Özellikle canlılar aleminde her şeyin eri olduğu gibi her şeyin de dişisi de mevcut bulunmaktadır. Bu yaratılış sisteminin en iyi şekilde işlemesini sağlayan temel unsurlardan biridir. Yüce dinimiz İslam kadını cahiliye sistemine  saplandığı zillet batağından kurtararak izzetin – şerefini – haysiyetini – onurunu, gururunu zirvesine ulaştırmaktadır. Üstünlüğün erkekte, kadınlıkta değil de üstünlüğün  " Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık.Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah (c.c) katında en değerli  olanınız O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah (cc) bilendir, her şeyden  haberdardır.” (Hucurat Suresi 13. ayet) demek ki üstünlük takvadadır. Takvalı kim olursa olsun üstün sayılmıştır. Bizde (örfi dinde) ise maddi güce sahip olan erkeğin üstün olduğu göz önünde tutulmuş ama İslam bu görüşü yıkmaya çalışmıştır. Hz. Ali'nin (a.s) buyurduğu gibi "En akıllınız, en çok sakınanız (takvalı olanınız) dır." ( Gurer'ul Hikem, (c.2, s.370)  Üstünlük takvadaysa ve Allah'ın ayetleri herkese eşitse ve kadın da sakınıyorsa öyleyse kadın Bu haliyle meleklerin derecesine hatta daha üstüne çıkabilir demektir. Sakınmayan erkek nasıl olurda sakınan kadından üstün olabilir?  " Bilsin ki İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. " ( Necm Suresi 39. ayet)

"Müslüman erkekler ve Müslüman  kadınlar, mümin erkekler ve mümin  kadınlar  Allah'a itaat eden erkekler ve kadınlar, doğru olan erkekler ve kadınlar, namuslarını koruyan erkekler ve kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkeler ve kadınlar. işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır." (Ahzab Suresi, 35. ayet)  Kadına yapılan zulüm ve işkence, onu aşağılayan her türlü sözlü ve fiili sataşma, onu hor ve zelil görmek, erkekten aşağı görmek, ona hakaret etmek velhasıl kendisine yapılmasını istemediğini kadınına yapması ve layık görmesi bunların hepsi cahiliye davranışlarının kalıntılarıdır. 

Şüphesiz geçmiş incelendiğinde, kadınların tarihin akışı içerisinde erkeklere nazaran daha mahrum ve daha mağdur bir görüntü çizdikleri görülmektedir. Bugün İslam alemindeki bazı olumsuz görünümler, İslam'ın kadına değer vermediği gibi haksız görüşlerin ortaya atılmasına sebep olmaktadır.  İslam'da insan olmaları bakımından, erkekle kadın arasında herhangi bir fark yoktur. Her ikisi de eşit derecede Yüce Allah'ın emir ve yasaklarına muhataptır. Erkek de kadın da, yeryüzünü imar etmek ve orada Allah'a kulluk yapmakla sorumludurlar. İslâm'da insanlık ve Allah'a kulluk bakımından kadınla erkek arasında bir fark bulunmadığı gibi temel hak ve sorumluluklar açısından da kadının konumu erkekten farklı değildir. Kadın, yaratılış itibariyle erkeğe göre ikinci derecede bir değere sahip değildir. İlke olarak insanların en değerlisi, 'takvâda (güzel şeyler yapma ve kötülüklerden sakınma da) en üstün olanıdır' Kurân-ı Kerim'de, farklı fizyolojik ve psikolojik yapıya sahip olan kadın ve erkekten biri diğerinden daha üstün veya ikisi birbirine eşit tutulmak yerine, birbirinin tamamlayıcısı kabul edilmiştir.

Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim; “…Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz… ” (Bakara, 2/187) beyanıyla da erkek ve kadının insan olarak birbirlerine olan ihtiyaçlarına açık bir şekilde dikkat çekmektedir. İslam'a göre, bir insan olarak erkeğe tanınan temel insan hakları kadına da tanınmıştır. Buna göre hayat hakkı, mülkiyet ve tasarruf hakkı, kanun önünde eşitlik ve adaletle muamele görme hakkı, mesken dokunulmazlığı, şeref ve onurun korunması, inanç ve düşünce hürriyeti, evlenme ve aile kurma hakkı, özel hayatının gizliliği ve dokunulmazlığı, geçim teminatı gibi temel haklar bakımından kadınla erkek arasında fark yoktur.  

İslam'ın ilk yıllarında kadının her zaman hayatın içinde olduğu bilinmektedir. Kadınlar camiye gelirler, Peygamberimizin huzurunda oturur; belki bugün bile kadınların sormaya cesaret edemeyecekleri kendi özel durumlarıyla ilgili konuları hiç çekinmeden sorarlardı. Camide ibadetlerini yaparlar, Peygamberimizin konuşmalarını dinlerlerdi.

Bu uygulama daha sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Nitekim, Hz. Ömer bir hutbesinde kadınlara verilen mehirin yüksek oranlarda tutulduğunu, bunun miktarının azaltılması gerektiğini söylediğinde, mescitte bulunan kadınlardan birinin ayağa kalkıp; 'Allah'ın bize vermiş olduğu hakkı sen bizden alamazsın. Çünkü bu, Kur'an'da bulunan bir hükümdür' diye itiraz ettiği, Hz. Ömer'in de bu itiraz karşısında 'Allah'a şükürler olsun, benim halkımın arasında yanlışımı düzeltecek böyle kadınlar var' dediği tarihi kaynaklarda kayıtlıdır. Diğer taraftan yine Hz. Ömer döneminde 'Hisbe' ‘HİSBE ’: “ İnce hesap ” anlamında arapça bir kelimedir. İslam ile yönetilen devletlerde genel ahlakı, kamu düzenini korumak ve denetlemekle görevli teşkilata HİSBE denir. İslamî kaidelerin tatbikatını yerinde kontrol ve pazarda fiyatlar ve ölçü tartı aletlerini denetleyen yani hisbe işini yürüten kişiye MUHTESİB denir. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz asr-ı saadette bizzat muhtesib olduğu gibi kadın sahabileri de hisbe faaliyetlerinde de görevlendirmiştir. (Cinsiyet farkı gözetilmemiş ancak kılık-kıyafet yönetmeliği gibi keyfi bir uygulamaya gidilmemiştir.) denilen görevin, yani pazarlardaki düzen ve ahengi kontrol işlerinin bir nevi bugünkü anlamda ' zabıta ' hizmetlerinin kadına verildiği tarihî bir vakıadır.

İslam, kadını öğretileri ışığında yüceltti. Öyle ki kadını ilahi risaletin bekçisi ve islami hüküm ve adabın beyan edicisi kılmış ve erkeklere bir emanet olarak vermiştir. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz Veda hutbesinde  şöyle buyuruyor: "Ey insanlar sizin kadınlar üzerinde hakkınız olduğu gibi, onların da sizler üzerinde hakları vardır. Ben size onlara iyi davranmanızı vasiyet ediyorum. Onlar size Allah'ın emanetleridirler." Emanete yapılan hıyanetin sorgusu elbette olacaktır. Maalesef günümüzde  gerek basında ve gerekse yayında kadınlara karşı yapılan dayak, töre cinayeti, filimler de ki  dayak,  hor görme gibi  üzücü olayları gürünce insan kendi kendisine soruyor hangi şuurlu Müslüman Yüce Allah (cc)’ın en güzel şekilde yarattığı insanı hayvan kadar değeri  az gören cahilliye kalıntıları olan görüşlerine  karşı Yüce Dinimiz İslam ; kadını yüceltti ve ona azamet ve insanlık makamını bağışladı.  Ne acı ki : Ortaçağ zihniyetinin taşlaşmış kalp yığınları arasında toprağa gömülen kız çocuğunu, bir meta gibi alınıp satılan kadını, günümüzün ağızlarından salya akıtan materyalist maddiyatçı patronlarına cariye yapan kadını, evet günümüz kadınını İslam yüceltmiş ve " CENNET ANALARIN AYAĞI ALTINDADIR ” diyerek, kendisine en büyük manevi değeri vermiştir.Cahillerin: “ Müslüman şuurlu Hati-ceri, Fatımaları,Ayşeleri, Sevdeleri, Ümmügülsümleri, Raibaları, Beyzaları, Hüdaları, Şey-maları, Sümeyyeleri, Hacerleri kara karga, gerici, provokatör, reklam aracı olarak   görselerde, tanıtsalarda!..” 

Kadın haklarını savunmak için çalışan batılı kadınlar feminizm adına bir takım ideolojiler ortaya atmışlardır ama bu ne derece kadının sorunlarını çözebilmiştir? Bugün batıya baktığımızda dağılan aile yuvaları, babanın evladını evladın da babasını tanımadığı, annenin çocuğundan habersiz gezindiği modern sokak ve parklar, çalıştığı fabrikalar ve atölyeler ne kadar kadına özgürlük verebilmiştir acaba? Bir araba lastiğinin reklamını, maddi kiri götüren ve manevi kiri 4×4 kalıcı kılan bir deterjanın reklamını, bir çikletin, reklamını yapmak için eve istediği saatte gelmek, istediği saatte çıkıp gitmek ne kadar özgürlük sayılabilir ve bu reklamlar kadınları değersiz sayan bir toplumda ne derece kadın değer kazanabilir!..

Merhametsiz bir yuvada yetişen çocuk, annesini uyku saatinde gören bir çocuk, işin verdiği yorgunlukla eve gelerek stres ve bunalımdan çocuğunun tenine dahi dokunmadan onu cami kapılarına okul bahçelerine, çöp bidonlarına bırakan kadını ne derece özgür sayılabilirsiniz!..Annesiz büyüyen, kreşlerde büyütülen çocuk yarın nasıl annesini tanıyabilir ? Annenin şefkat ve sevgisine muhtaç olan çocuk, annesini bile görmeden büyüyüp topluma karışırsa, yarın o çocuktan nasıl merhamet kanatlarını sana germesini bekleyebilirsin?

Hz. Kur'an bu nasipsiz ve nahoş hareketleri davranışları şiddetle kınamış ve kadınlara karşı yapılan haksızlığın, kötülüğün, işkencenin hesabının sorulacağını açıkça beyan etmiştir:

Dolayısıyla yılda bir gün değil kadınlarımızı yılın bütün gününde hatırlamalı, onlara şefkat, merhamet  gösterelim ki  toplumda huzur daim olsun. Tüm kadınların her günü hatırlanan gün olsun…Görüşünceye dek hoşça kalın dostça kalın… 
 
Yusuf ÇAKICI

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER