Yalihuyuk.com – Konya

Tarihte Türk

İçinde bulunduğumuz coğrafyada biz eğitimcilere düşen en önemli görev yetiştirdiğimiz nesillere birlik ve beraberliğimizin harcı olan “milli şuur” bilincinin verilebilmesidir.

19 Mart 2007 - 20:04 'de eklendi ve 422 kez görüntülendi.
Tarihte Türk

İçinde bulunduğumuz coğrafyada biz eğitimcilere düşen en önemli görev yetiştirdiğimiz nesillere birlik ve beraberliğimizin harcı olan “milli şuur” bilincinin verilebilmesidir.

Hatta bu konu o kadar öneme haizdir ki; branşımız ne olursa olsun  çok sık irdelenip canlı tutulması ihtiyacı sürekli ülke gündemine bile yansımaktadır.

Türk’ün tarihinde hepimize örnek olabilecek o kadar malzeme var ki bunları tahrif etmeden aktarabilmek ve yaşatabilmek geleceğimize sahip çıkmakla özdeş hale gelmiştir. İçinde bulunduğumuz Mart ayı 12 Mart İstiklal marşımızın kabulü ve 18 Mart Çanakkale zaferini kapsaması açısından da ayrı bir öneme haizdir.

Okullarımızda yaptığımız eğitim ve öğretim sürecinde eğitim boyutunun da önemi oldukça büyüktür. Derslerimizde geçen hafta istiklal marşımıza ve onun yazarı milli şair Mehmet Akif’e yer ayırmaya çalıştık. Bu çerçevede yapmış olduğumuz görsel destekli sohbetlerde müthiş noktalara parmak basıldı ki, gerçekte “biz kimiz” sorusu cevabını bulmuş oldu. Milli mücadele yıllarında savaşın kaybedilmekte olduğu, düşmanın Kütahya’ya kadar geldiği, T.B.M.M ’nin Ankara’dan Kayseri’ye taşınmasının düşünüldüğü hatta kararın alındığı bir süreçte halkın moralinin yüksek tutulması ihtiyacı hissedilince İnönü Paşa tarafından İstiklal Marşı girişiminde bulunulur ve yarışma düzenlenir. Ama yarışmaya katılan 734 şiirden hiçbirisi beğenilmez çünkü arzu edilen o yüksek ruhtan yoksundur. O ruhu da Çanakkale savaşları sırasında yazdığı şiirlerle kendini ispatlamış Mehmet Akif’in sunabileceği düşünülse de o hiç oralı değildir. Nedeni ise ortaya konan  500 liralık ödüldür. O dönemde ekonomik yönden oldukça sıkıntılı günler geçirmesine ve hatta paltosunu bile satmak zorunda kalmasına rağmen o ödülü almak tabiri caizse “kanına dokunmakta”dır. Para için böyle bir şiir yazmış olarak algılanmayı kendi şahsiyetine yapılmış çok büyük hakaret olarak düşünmüştür. Paranın verilmeyeceği garantisini alınca meşhur dergahına kapanır ve tüm ruhuyla her anında şiiri düşünerek bildiğimiz bu marşımızın sözleri ortaya çıkar. Gece yarılarına kadar düşündüğü, uykusuna dalmazdan önce aklına gelen mısraları kağıt yokluğundan odasının duvarlarına yazdığı tespiti ibretlik hususları bir kez daha gözler önüne serer. Şiirin T.B.M.M.’de dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi’nin ağzından okunması, memleketin dört bir yanından gelen milletvekillerinin ayakta dinlemeleri ve alkışlar arasında oybirliği ile kabulü günümüz de kaç kişi tarafından biliniyor ve hak ettiği itibarı görüyor. Umarım okullarda vereceğimiz bu tarih bilinciyle; bazen karşılaştığımız, marşımızın sanki cenaze marşıymış gibi ve zorla söylenme tabloları süratle giderilecektir; giderilmelidir de…

Bu günler yine; tarihimizin şanlı sayfalarından  tüm emperyalist devletlerin üzerimize çullanırcasına saldırdığı, eldeki tüm güç dengesizliğine rağmen Türk’ün ateşle imtihanıyla insanlığın kazandığı Çanakkale Zaferinin kutlandığı hafta. Şairin deyimiyle dünyada bir daha eşi ve benzeri görülmemiş türden olan bu savaş tüm medeni(!) ülkelere güzel mesajlar göndermesi açısından da önemlidir. Bu savaşlarda emperyalistlerin medeniliği ile biz Türklerin barbar(!)lığını kıyaslama imkanımız doğmuştur… Evet, biz barbar(!) Türkler; bize akıl vermeye çalışan bir Alman subayın ısrarla “zehirli gaz” kullanma önerisine şiddetle karşı çıkmış, düşmanın hastane gemisine ateş etmeyi alçaklık olarak görmüş, göğüs göğüse yapılan mücadelelere rağmen yaralı düşman askerini alıp tedavi edecek kadar da insanlık duruşu sergilemiştir. Medeni dünya ne yapmıştır bu tabloya rağmen. İnsan olanları bazı gerçeklerin farkına varmışlar elbette. Ya olamayanlar…Yıl 2002, bir Çanakkale ziyaret yılıma denk geldiği için çok iyi hatırlıyorum. Bir Anzak askeri savaş hatırası olarak bir şey almak istiyor, malzeme çok ama o tercihini bir “Türk askerinin kafasını kesip götürmek” yönünde kullanıyor. Aradan geçen 87 yıl boyunca evinin bir köşesinde saklıyor; bulunduğu tarih itibari ile şehidimizin kafasında hala et ve saç parçaları mevcut. Devletimiz konuya hemen duyarlı davranıp gereğini yapıyor ve getirterek bir şehitliğe defnediyor. Dahası var, merak etmiyor musunuz? Bir asırlık ömrüne ve aradan da bir o kadar yıl geçmesine rağmen soruyorlar belki dünyaya bir barış mesajı gönderebilir miyiz umuduyla…. “Türk’ler ve Çanakkale denince ne hatırlıyorsunuz?” Cevap tek kelime… “DÜŞMAN”…

Sözün bittiği yerde başka söze gerek kalmıyor. Çanakkale Ruhuyla kalınız. Mart 2007

Nadir Minnetoğlu

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER