Yalihuyuk.com – Konya

Miracımızın secdesine varmak zamanı

Miraç, Cenab-ı Hakk'ın İnsanlığın İftihar Tablosu'na ve O'nun şahsında bütün Müslümanlara sayısız ikramının gerçekleştiği müstesna bir hadisedir. Bu ikramların arasında en özeli ve en güzeli şüphesiz ki namazdır. 

10 Ağustos 2007 - 11:57 'de eklendi ve 230 kez görüntülendi.
Miracımızın secdesine varmak zamanı

Miraç, Cenab-ı Hakk'ın İnsanlığın İftihar Tablosu'na ve O'nun şahsında bütün Müslümanlara sayısız ikramının gerçekleştiği müstesna bir hadisedir. Bu ikramların arasında en özeli ve en güzeli şüphesiz ki namazdır. 

Image

Namaz müminin miracı, miraç yolunda ışığı-burağı olduğu gibi kendini hak yoluna adamış mümin gönüllerin sefinesi-peyki ve uçağıdır. Kıyamet gününde, ak alınlı, aydın bakışlı; secde ve abdest uzuvlarındaki emarelerle öndekilerden de önde; elleri, yüzleri tertemiz, vicdanları göktekilerin iç âlemleri kadar pak ve nezih olmanın yolu da yine namaz ve namaz öncesi amellerden geçer. Abdest, namaz yolunda ilk tembih ve en birinci hazırlık; ezan ise ikinci uyarı ve önemli bir "metafizik gerilimi" yoludur. Abdestle, bedeni temiz olmayan şeylerden ve farkında olduğu ya da olamadığı menfiliklerden arınan insan, ezanla vicdanını ve ondaki lahuti nağmeleri dinler.. ilk kılacağı namazla da özündeki sesi-soluğu bulmaya çalışır.. ve ancak cemaatle gerçekleştirilebilecek büyük hareketin startını beklemeye koyulur.

İnsanı, arşiyeler gibi döndüre döndüre sonsuzluğun semâlarında dolaştıran ve götürüp tâ melekler âlemine ulaştıran miraç enginlikli bu mübarek ibadet, günde beş defa kendimizi içine salıp yıkanacağımız bir çay gibidir. Bu mübarek çaya her dalışımızda hatalarımızdan bir kere daha arınırız.

Namaza alışmış ve onunla beslenen insanlar, ona hiçbir zaman doymazlar. Doymak şöyle dursun, her namaz bitiminde "daha yok mu?" der, nafileden nafileye koşar; duhâ ile güneş gibi yükselir, evvâbinle gidip yakınlığın tokmağına dokunur, teheccüdle berzah karanlıklarına ışıklar gönderir ve kat'iyen içinde yaşadığı nurlardan, ruhunu saran mânâlardan ayrılmak istemezler.

İnsan, fıtratı itibarıyla günah işlemeye meyyal bir varlıktır. Her günah işleyen insan, sevaptan yüzünü çevirip küfre doğru bir adım atmış sayılır. Bediüzzaman Hazretleri'nin ifadeleriyle "Her günah içinde küfre giden bir yol vardır". Tevbe ise günahtan ve kulluk yolunda sürçmelerden kurtulmak ve Rahmeti Sonsuz'dan af dilemek için verilen dilekçenin adıdır. Tevbe ile insan, "Eyledim hadsiz günah, nihayet tasmalı boynumla döndüm sana İlâhî" diyerek, tekrar Allah'a dönmüş olur. Namazda da bu durum söz konusudur. Zira namaz, insanda gerçek mânâda bir tevbe şuuru meydana getirir. Her ne kadar insan, günde beş defa sözlü olarak tevbe etmese bile, onun kılmış olduğu namazlar, fiilî bir tevbe yerine geçmektedir.

Namaz kılan ve Rabbisinin huzurunda ibadetle dolan bir insan, atılacağı ticarî hayatında haramlardan, mekruhlardan olabildiğine kaçınır. Özellikle gün ortasında kıldığı öğle, ikindi namazları, insanın murakabe ve muhasebe hislerini coşturur. O mekânizmayı harekete geçirir ve insanı yanlışlar içine düşmekten kurtarır

Akşam, yatsı, teheccüd ve sabah namazları ise

"Nâçar kaldığı yerde
Nâgah açar ol perde
Derman olur her derde."

dizeleriyle anlatılmak istenen sırların tecelli merkezleridir.

Ve namaz Müslüman'ın günlük hayatını düzen ve nizam altına alan cebrî bir faktördür. Günde 5 defa Rabbin huzuruna çıkan insan, ister-istemez, hayatını bir düzen içine sokar. Sabah namazından sonra işine başlar. 6-7 saatlik yoğun bir mesai ile yorulunca, öğle namazı ile yeniden zindelik kazanır. Döner ikindiye kadar tekrar çalışır. İkindi namazı ile yeniden zihnî ve bedenî dinlenme faslı yaşar. Zaten böyle bir mesaî tanzimi olmasa, o işyerinden netice almak, âdeta imkânsız denecek ölçüde azalır. Namazdaki bu esasları bilemeyen, sezemeyen insanlar huzursuzluk girdabına kapılır ve bunalımdan bunalıma sürüklenir giderler.

Namaz, insan ruhunu başına gelmesi muhtemel bütün sıkıntılara karşı dinlendirir ve kalbi kanatlandırır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), dünyevî işlerinden sıkılınca, "Erihnâ ya Bilal! Bizi bir ferahlandırıver ey Bilal!" diyerek ondan namaza çağrıda bulunmasını isterdi. Namaz tembel ve uyuşuk insanın yapabileceği bir şey değildir. O, daima hüşyar bir gönlün, uyanık kalb ve duyguların, Rabbin karşısında edâ edeceği bir vazifedir.

Kulluğu zirvelerde yaşayan Hak dostları, namaz rükünleri arasında yer alan secdeyi, "insanın ulaşabileceği en son zirve" olarak kabul eder ve "Diğer rükünler, secdeye ulaşabilmek için birer basamak hükmündedir." derler.

İnsan abdest ile başlayan, Rabbin huzuruna çıkma ameliyesinde çeşitli safhalardan geçer ve Allah Resûlü'nün ifadesiyle "kulun Rabbisine en yakın olduğu" mekâna, yani secde hâline ulaşır. Yalnız burada önemli olan, secdedeki insanın, Rabbisi ile olan kalbî münasebeti ve duyduğu, hissettiği şeylerdir. Meselâ bir insan, kıyamda dururken "Rabbim, şayet Sen öğretmeseydin, Sana karşı nasıl kulluk yapılır ben bilemezdim; Sana sonsuz hamd u senalar olsun"; rükûda "Bu hâlim benim sana olan kulluğumu ifade etmemde yeterli mi değil mi bilemiyorum ama Efendimizi örnek alarak yapabildiğim kadar yapmaya çalışıyorum, Sen kabul eyle." ve secdede; "Eğer yapabilseydim Allah'ım, başımı ayaklarımdan da aşağıya koyardım." gibi ?düşüncelerle namazın her bir rüknünü duya duya edâ etmelidir.

Evet, namaz, miracın gölgesinde öteler ötesine yapılan bir seyahat ise, secde de o namazda en âzâm bir rükün olduğuna göre, insan secdede nihaî kurbeti hissetmeye ve kalbinde onu yakalamaya çalışmalıdır.

Secde, Mevlâna'nın tabiriyle "şeb-i arus" misali insana değerlendirmesi için verilmiş bir fırsattır. ?Herkesin mârifet ufku ve kâmet-i kıymeti ölçüsünde "âsâr-ı feyz"e mazhar olabileceği bir zemindir. Secde Allah'ın ?haricinde her şeyin ve herkesin unutulup "illallah-sadece Sen Allah'ım!" deneceği mekândır ve kulun Rabbisiyle olan kurbetini yudumlayacağı bir yerdir.. evet Cenâb-ı Hakk'ın şanına yakışan en güzel ve içi dolu kulluğun adıdır secde. Öyleyse burada ne, nasıl, ne şekilde ve niçin yapılması gerekiyorsa, bunlar nazara alınarak yapılmalıdır.

Öyleyse gelin, bu kutlu geceyi fırsat bilerek miracımızı yaşayalım. Başımızı ayaklarımızla aynı hizaya koyarak, sadece O'nu düşünelim ve içimizi dökelim. "En yakın olduğumuz anı" değerlendirerek akan gözyaşlarının dinmesini, solmaya başlayan ümitlerin yeniden yeşermesini, mazlumların iniltilerinin sona ermesini dileyelim. Miracımızın secdesine varalım.

——————————————————————————–

İsrâ… gece gitmek… Kur'an'da ismi
Bir yolculuk… İsrâ
Zamandan mekândan âzattır cismi
İlahî ibrâ…
Seven, sevilenle buluşmak diler;
En mahrem meclis…
"Geceleyin beni alıp gittiler."
Ne güzel hadis!..
Çıktı, çıktı.. henk âhenk merdiven…
Her katta bir iş…
Döndürüp yıldızlar üstünde düven
Kat kat yükseliş…
O erişti, nasıl erişsin tabir?..
Had ötesi had…
Bir O, tek kul, bir de sayı üstü BİR
Allah ki, Ehad…
Yolları göklere bağlayan perçin
İnsanlığı Resulden gayrı kimse güdemez
Mukaddes parmak göğe doğru…

Necip Fazıl Kısakürek 
 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER