Yalihuyuk.com – Konya

Günahlarımızla aynaları bile kirlettik -2-

Rahman olan, Rahim olan, Melik olan, Kuddus olan Selam olan, Mümin olan, Mühey-min olan, Aziz olan, Cebbar olan Yüce Allah’ın isimleriyle geçen haftaki yazımıza kaldığımız yerden devam edelim inşallah…

04 Temmuz 2008 - 13:45 'de eklendi ve 240 kez görüntülendi.
Günahlarımızla aynaları bile kirlettik -2-

Rahman olan, Rahim olan, Melik olan, Kuddus olan Selam olan, Mümin olan, Mühey-min olan, Aziz olan, Cebbar olan Yüce Allah’ın isimleriyle geçen haftaki yazımıza kaldığımız yerden devam edelim inşallah…

Dostlar malumunuz olduğu üzere, İslam’ın son kalesi olan sinelerdeki imanın günah ve isyan saldırılarına maruz kaldığı, dehşetli bir zaman diliminde yaşıyoruz. “ İmanın ateşten bir kor ”olacağını buyuran Hz.Peygamber (sav)’me Sadakte Ya Resulüllah… Demek zorundayız. Gerçekten de öyle şiddetli hücumlar var ki iman ve gönül evimize, artık günah işlemeden gün geçirebilene ne mutlu… Sokak, cadde, gazete, TV, Internet ve her türlü eğlencenin yanı sıra ne acı ki iskeletli insanlardan gelen tehlikeli sözler hareketler en ön safhadadır! Maalesef…

GÜNAH!.. Yaratılış çizgisinden çıkmaktır. Çünkü günah yaratılış gayesinin dışına çıkmak, haddi aşmak ve yoldan çıkmak demektir. Günahı eğlence sananlar eğlenirken neler kaybettiklerini fark etmeyenlerdir. Eski bir DANS öğretmeni diyor ki ; “ Meğer göbek atmak zannettiğimiz şey yüreğimizden insanı ve manevi duyguları atmakmış. Biz eğlendiğimizi sandığımız sırada, asıl şeytan bizimle eğleniyormuş!..”  Kenedi anlamış amma bizim Kenanlar hala anlayamamaktadırlar… Dostlar düşünün günah eğlendirmez haaaa tam tersine, insanı eğlenilecek bir duruma düşürür. Anadolu’da “ Eğlenme, tez gel! ” çok kullanılır. Eğlenmek, takılıp durmak veya yolda kalmak manalarına da gelir. Bediüzzaman (ra)’ın deyimiyle “ Her bir günah içinde, küfre giden bir yol vardır.”                                                       

Ne tuhaf ki; çağın Yusufları, derunu boşaltılmış Züleyhalara kalbini ve ruhunu teslim etmiş ve ediyorlar. Zamane İbrahimlerinin dünya hevesleri ağır bastığı için ateşlerde yanmayı göze almışlardır.İnsanlık ruh sermayesini alabildiğine tüketiyor. Günah harmanları her geçen gün biraz daha yükseliyor. Binalar yükseldikçe insanlar alçalıyor ne hikmetse!..İnsanlık büyük yalnızlığa ve ferdiyetçiliğe sürükleniyor. Sevgi ve hoşgörüden uzaklaşıyor. Üstat Necip Fazıl KISAKÜREK’İN şu manalı ve isabetli beyti geliyor aklıma.“ Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana; Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana…” Bir insanın Müslüman olması tek başına yeterli değildir; şuurlu Müslüman olmak gerekir. Şuurlu Müslüman dini hassasiyetleri gelişmiş insandır. Neyi niçin yaptığını, günahlardan ateşten kaçar gibi kaçan ve neyi ne zaman yapacağını bilen kişidir. Şuurlu Müslüman… 

Bakınız: Osmanlı döneminde, Damat adıyla meşhur olan alim, bir yangın sırasında, evinden kaçarak canını kurtaran genç kız, gece yarısı medresedeki odasından ders çalışan bir talebeye sığınmak zorunda kalır. Genç bir adam, o genç kızla aynı odada sabahlar. Ancak, şeytan ders çalışan talebeyi günaha davet ettikçe, o da şahadet parmağının ucunu önünde yanan mum ışığına değdiriverir. Böylece, şeytanın her davetine mumda yanan parmağıyla cevap verir. Daha sonra ise o talebenin günaha karşı direnci, helal ile mükafatlandırılır.  Yani O genç kızla evlendirilir. O günden sonra, halk arasında adı unutulur da hem kendisi hem de yazdığı esen, hep damat diye anılır. 

Müslümanlık ferdiyetçiliği reddedip, toplumsal yaşantıyı teşvik eder. Sosyal bir varlık olan insan, çevresiyle uyumlu yaşamalıdır. Dünyayı kendimizden ibaretmiş gibi görmeme-liyiz. Ebu Ubeyde (ra)’ın buyurduğu gibi;   “ Dikkat ediniz uyanınız! Nice elbisesini parlatan cilalayan vardır ki dinini kirletmiştir. Ve nice kendini üstün görüp gururlanan vardır ki, şahsi- yetini yerle bir edip eskitmiştir.” Evet, Obürhanın şahsı manevisine bak: Sath-ı arz, bir mesci- di; Mekke bir mihrap, Medine bir minber; o bürhan-ı bahir olan Peygamberimiz (sav) bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hitap, bütün enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid;  bütün enbiya ve evliyadan mürekkep bir halka-ı zikrin serzakiri (19.Söz Sözler s 256)                                                        

Konumuza ışık tutması ve okuduktan sonra birazcık olsun ürpermemiz için şu Nebi’nin tüyler ürperten mesajını sunayım. O’şöyle buyurmaktadır: “Ölü mezara konduğu vakit mezar;  “ Yazıklar olsun sana ey ademoğlu, benim hakkımda seni kim aldattı? Benim fitne, karanlık, yalnızlık ve kurtlar, böcekler yeri olduğumu bilmiyor muydun? Üzerimde bir ileri bir geri gezinip dururken beni düşünmedin mi? Der. ” Şayet iyi insan ise onun mezarına bir yetkili cevap verir ve der ki: “Bu adam iyiliği emretti ve kötülükten sakındırdı ise ne dersin? “ Mezar o zaman ben onun için yeşil bir bahçe olurum. Cesedi de nur olur ve ruhu Allah (cc)’a yükse-lir.” Demek ki insanoğlu dünya hayatına geldikten sonra Rabbisine isyan etmeyecek, Hz. Pey-gamber (sav)’ine karşı söz veya fiil “ DİLİYLE DEĞİL KALBİYLE YAŞANTISIYLA BEN MÜSLÜMANIM DİYORSA ” hakaretlerde bulunmayacaktır. Bulunursa nolur? O zaman Yüce Allah (cc)’ın “Andolsun biz insanı en güzel bir şekilde yarattık. Sonra onu aşağıların en aşağısına reddettik.Yani Ahsen-i Takvimden Esfeli Safiline doğru yolculuk edecektir. Uğurlar olsun!.. Çünkü dünyada yiyeceklerin en iyisini, giyeceklerin en iyisini, otellerin en iyisini, düğünlerin en iyisini, aklı varda idrak edip seçerek yapıyorsa o zaman sormazlar mı insana bunları seçiyorsun da neden Rabbimin ve O’nun Resulü olan Hz. Muhammet Mustafa (sav) ’e bağlanmıyorsun ve onun Kur’anına, Dinine, Ezanına, dil uzatacaksın küçücük bedeninle… İnsanın dünya yaşantısı ne ise kabirde de o olacaktır. İnsan bir yere misafir olduğu zaman altına ev sahibinden hürmeten döşekler, minderler serilir. Kabir toprak olduğu için oraya bir şey döşemek lazım değil. Ancak kim Salih amel işlerse, Hz. Allah (cc) onun kabrine halılar ve döşekler serer. Halbuki bedeli ödenmiş bir sevgi, seveni sevilenin yakınları arasına katar. Seveni sevilene yakın yapar. Seven sevilene yakın olunca da, “ EHLİ BEYT ” ten olur. Tıpkı, Allah Resulünü görmeden seven, sevgisinin bedelini hayatıyla ödeyen İranlı Hz. Selman gibi. Hz.Peygamber (sav) ona “ Selman bizdendir, ehli beytimizdendir ” buyurduğu gibi…Oysaki Selman ne Haşim oğullarındandı, ne Kureyştendi, ne de Araptı. O sadece sevdi ve sevgisinin bedelini aldı.

Başka bir örnek: Hicret gecesi suikast düzenleneceğini bildiği halde Rasulullah (sav)’in yatağında yatmayı, göz göre göre ölüme gitmeyi kabullenen Hz. Ali gibi…

Veya Allah yolunda infak emri gelince tüm varını yoğunu infak edip, Allah Resulü kendisine “Çoluk çocuğuna ne bıraktın?” diye sorunca, “Allah ve Resulü onlara yeter” diyen Hz. Ebubekir gibi… Olmalıyız dostlar. Görüşünceye dek hoşça kalın dostça kalalım… 

Yusuf ÇAKICI  – Yalıhüyük/KONYA  

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER