Yalihuyuk.com – Konya

Eskilerde Yalıhüyük

Yalıhüyük geçmişte örf ve adetleriyle adından söz ettiren bir yerleşim yeri iken günümüzde artık modernleşmeye ayak uydurmuş bir yer olarak geçmişini özletmektedir. 

10 Ekim 2008 - 10:41 'de eklendi ve 223 kez görüntülendi.
Eskilerde Yalıhüyük

Yalıhüyük geçmişte örf ve adetleriyle adından söz ettiren bir yerleşim yeri iken günümüzde artık modernleşmeye ayak uydurmuş bir yer olarak geçmişini özletmektedir. 

Geçmişte düğünlerimiz birkaç gün tüm akraba ve komşular el ele vererek tıpki bir şenlik ortamında hazırlıklara başlanır, yufkalar yapılır, yemekler hazırlanırdı. Kına gecesi ve düğün için çevredeki yerleşim yerlerinden misafirler davet edilirdi.

Kına gecesi öğleden sonra başlar, tutulan ekip (Eski adıyla Çalgıcılar) damat evinin önünde ve çarşı meydanında müzik ziyafeti verir, düğünden herkesin haberinin olması sağlanırdı. Kına gecesi Kız evi önünde yapılır erkekler bi ayrı, bayanlar bi ayrı eğlence yapardı. Eskiden evlerde çatı görebilmek adeta mucizeydi. Kadınlar yakındaki evlerin damlarından erkeklerin yapmış olduğu eğlenceyi izlerdi. Kına gecesi kız evinin önünde son bulduktan sonra bir akrabanın veya komşunun evinde gece geç saatlere kadar devam ederdi. 

Düğün günü erkek evi sabah çok erken kalkar yemeklerin hazırlıklarını son aşamaya getirir, saat 9-10 gibi Yalıhüyük halkına ve misafirlere sofralar kurularak yemekler ikram edilirdi. Bu yemek yine o günkü tabirle söylemek gerekir ki çalgıcıların sunduğu müzik eşliğinde yenirdi. Yemek olayı bitince gelin alma için hazırlıklara başlanır ve öğle namazı sonrası tüm misafirler ve halk yine çalgıcılar eşliğinde gelin almaya gider, Gelinin yanındaki arkadaşları pazarlık konusunda biraz uğraştırdıktan sonra gelin alınır ve damadın evine gelinirdi. Elbette gelin damadın evine indikten sonra erkeklerin eğlencesi biter artık bayanların eğlencesi hazırlıkları başlardı. Tabi bu arada birde damadın yatsı namazından sonra dualarla eve gönderilmesi olayı vardı ki bu olay damatlar için en heyecanlı ve korkulu rüyasıydı ki, bunu geçmiş dönemlerde Yalıhüyük te evlenenler çok iyi bilir. 

Damat ve sağdıcı Yatsı namazı çıkışında hoca ve cemaat eşliğinde eve kadar dua eşliğinde getirilirdi. Tabi bu getirme sırasında damada ve sağdıca yumurta atmalar başlar damada vurabilmek için herkes fırsat kollardı. Damat ve sağdıç bu durumdan biran önce ve çok az bir zararla kurtulabilmek için planlar yapardı. Elbette ki bu durumdan en kolay kurtulabilmenin yolu çok hızlı koşabilmek. O dönemlerde damatlarla olimpiyatlardaki atletleri yarıştırsan damatlar kesin kazanırdı. Çünki damatları koşmaya teşvik eden nedenler çok büyüktü. Neyse biz konumuza dönelim. Damatlar dua ile eve getirildikten sonra artık gelinlerin eğlencesi yani (erte) hazırlıkları tamamlanmış olur. 

Erte öğleden sonra başlar ikindi sonuna kadar devam ederdi. O gün sabah erkek evi akrabaları, komşuları ve genelde Yalıhüyük teki evleri bir bir dolaşarak erteye davet ederdi. Bu arada erteye gelen davetliler ve komşular yanlarında Bulgur getirirlerdi. Şimdi bilmeyen kardeşlerimiz bulgurun ne yapılacağını çok merak etmiştir. Tabi nede olsa bilmiyorlar. Çünki günümüzde böyle eğlenceler yaşatılmıyor artık.

Erteye gelen bulgurlarla yaşlı anne ve ninelerimiz erte pilavı pişirir erteye gelen misafirlere ikram ederlerdi. Bu arada anne ve ninelerimiz erte pilavı pişirirken, genç bayanlarımızda oynamakla ve izlemekle meşgul olurdu. Unutmadan söyleyeyim bu erteler genç erkekler içinde bulunmaz bir nimetti. Neden derseniz gizli gizli erteye gelen kızları izlerlerdi. Gençler bu fırsatı kesinlikle kaçırmazlardı.

Erte ikindi sonu pilav yendikten sonra gelinin el emeği göz nuru işlemiş olduğu çeyizlerini diyelim gelenlere gösterildikten sonra sona ererdi. Bu anlattıklarım belki bir çok kişiye çok anlamsız gelir ama o günlerde hepsinin ayrı bir güzelliği, ayrı bir heyecanı vardı. O dönemlerde yaşayan kardeşlerimiz bu güzellikleri çok iyi bilir. 

Bizim birde gölcüğe göçme (göç göçümü) olayı vardı ki insan bunu hatırlayınca bile öylesine duygulanıyor ki tarifi imkansız.

Eskiden şimdi olduğu gibi gölcük yaylasına araba veya traktör gitmiyordu ve böylesine modern evler yoktu. Baraka tipi duvarları taştan örme, üzeri toprakla kaplama evler vardı. Bu evler önceden gidilir tamir edilir, oturmaya hazır duruma getirilirdi. Göç göçümüne haftalar kala eşyalar eşeklerle taşınmaya başlar, önceden yerleştirilirdi ki, gölcüğe gidildiği an her şey hazır olsun. Çünkü bir günde o kadar eşyayı götürmek imkansızdı. Gölcüğe toplu bir şekilde yani tüm Yalıhüyüklüler aynı gün göçerdi. O gün öyle bir hareketlilik olurdu ki nasıl bir çocuk bayram öncesi bayram sevinciyle uyumadan sabahı bekliyorsa, o günde gençler heyecandan uyuyamazdı. Sabah gün ağarmadan kalkılır gruplar halinde kuzu ve inekler gölcüğe götürülürdü. Gölcüğe göçüldükten sonra her mahalleye tahteravalli (Cıncırık) kurulur akşamları da her mahallede ateşler yakılırdı ve mahalleler ateş yakma yönünde yarış ederdi. Bu ateşler yanarken tüm mahalle gençleri etrafında toplanır, oyunlar oynar, şarkılar söylerlerdi.  

Günümüzde Gölcük yaylası öylesine şehirleşti ki eski örf ve adetlerden hiç eser kalmadı. Yan yana iki evde oturan insanların birbirlerinden dahi haberlerinin olmadığı bir durum aldı. İnsanlar evlerine kapanıyor ve dışarıya çıkmak dahi istemiyorlar. Oysa eskiden tüm mahalle bir araya toplanır, herkes evinde bulunan kuruyemiş çeşitlerinden getirir hem yer, hem de sohbet ederlerdi. Artık gölcük yaylasının ne amaçlı kullanıldığını kimse anlayamaz oldu. İnsanlar birbirleriyle yarış edercesine her tarafı çevirip kapattılar ve bir yerden bir yere gitmek isteyen insanlar geçebilmek için yol arar bir duruma geldi. Gelişi güzel yerlere evler yapılarak plansız bir yapılaşmaya gidildi. Şimdi olmayabilir ama ileride bu plansız yerleşimin sıkıntıları yaşanacak. Gölcük yayla konumundan çıktı ve tamamen şehirleşti. Dolayısıyla ne yayla tadı kaldı, ne de doğru dürüst komşuluk. Herkes evine kapanıp televizyonla ve buna benzer eğlence araçlarıyla zaman geçirmeye başladı. Artık öyle bir hal aldı ki tüm evlerde insanlar bulunduğu halde bile her yer bomboş gibi görünüyor.  

Yaşları ortalama 30’un üzerinde olan ve geçmişte azda olsa yalıhüyükte ikamet edenler, o dönemlerdeki yaşantıları ve güzelliklerini çok iyi bilirler. Belki insanlar bu güne nazaran yoksuldu ama huzur ve refah düzeyi şimdikinden çok daha yüksekti. İnsanlar arasında yardımlaşma vardı. Bu durum daha da bir güzellik katıyordu. Artık günümüzde bunların yüzde birini görmek imkansız. Bizler yine azda olsa geçmişteki güzellikleri azda olsa yaşadık ve hatırlıyoruz. Ama ne yazık ki bizlerden sonraki nesil bu güzellikleri hiç göremeyecek. 

İbrahim ÖZDEMİR

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER