Yalihuyuk.com – Konya

Ramazan ve şeker bayramınız!..

BAYRAM: İslam itikadına göre bayram, bayramı hakkıyla çalışıp kazananlarındır. İnsanların Allah için birbirlerini sevenin ve sevilenin gün bayramdır. Bayram Ümmeti Muhammed (s.a.v.)’in Yüce Allah (c.c)’ın rızasını kazanacakların sevinç günüdür. Tabi Rabbimizin rızasına ermek için sevmek, sevilmek, hoşgörülü olmak insanları sınıflara gruplara şekli şemalı giyimi kuşamı ne olursa olsun ayrımcılık yapmadan sevmek ve sevilmek esas olur.  Bu güzellikler birleşirse orada bayram var demektir.

19 Eylül 2009 - 0:00 'de eklendi ve 290 kez görüntülendi.
Ramazan ve şeker bayramınız!..

BAYRAM: İslam itikadına göre bayram, bayramı hakkıyla çalışıp kazananlarındır. İnsanların Allah için birbirlerini sevenin ve sevilenin gün bayramdır. Bayram Ümmeti Muhammed (s.a.v.)’in Yüce Allah (c.c)’ın rızasını kazanacakların sevinç günüdür. Tabi Rabbimizin rızasına ermek için sevmek, sevilmek, hoşgörülü olmak insanları sınıflara gruplara şekli şemalı giyimi kuşamı ne olursa olsun ayrımcılık yapmadan sevmek ve sevilmek esas olur.  Bu güzellikler birleşirse orada bayram var demektir.

Hiç şüphesiz din insanoğlu içindir. İbadetlerde Allah (c.c.)'ın değil insanın çıkarı vardır. Çünkü muhtaç olan insan, ihtiyaç giderense Allah (c.c.)'tır. Allah (c.c.), insan ilişkisinde ibadet insanı Allah (c.c.)'a ulaşantıran bir bilinçtir. Bu bilinçte takvanın taaa kendisidir.

İnsan yeryüzündeki varoluş amacını, ancak vahyin inşa ettiği bir bilinçle en iyi bir biçimde gerçekleştirebilir. Bu bilince ulaşması için insanın, önce kendi anlam ve amacı üzerinde ciddi bir biçimde düşünmesi gerekmektedir. Sahi insan hiç amaçsız olabilir mi? Ortalama ömrü 60-65 gün olan bir arının dahi bal yapmak gibi muhteşem bir amacı olsun da, yaratıklar evreninin en üstünü, şaheseri olan insanın bir amaca ulaşmaması ne gariptir dostlar!

Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı var da bizi yoktan var eden Yüce Rabbimin hatırı yok mu dur elbette vardır. Maalesef her ramazan gibi bu ramazanıda uğurlamaktayız. Ramazan, işte bu çağrının öznesi olan Kur'an'ın ‘DOĞUM AYI’dır. Bu doğumun oruçla kutlanması, aslında vahyin çağrısının ruhuyla mükemmel bir uyum arz eder. Çünkü oruç, insanın insan tarafını geliştirmek için hayvan tarafına ‘duuuuur’ demesi, İnsanın ruhunu zenginleştirip içgüdülerini dizginlemesidir. Ramazan hem oruç ibadetiyle bir nefis ve ruh terbiyesine, hem de vahiyle bir tasavvur ve akıl terbiyesine dönüşmeliydi. Ancak o zaman amacını gerçekleştirmiş olur. İbadetler insan ve yaratıcısı olan Hz.Allah (c.c.) ilişkisinde, insanın Allah (c.c.)'a gönderdiği birer mektuba benzerler. İçi boş bir zarfın adresine ulaştığını düşünsek bile, bu muhatabı tarafından kale alınacak bir mesaj olmayacaktır. İşte içi boşaltılmış ibadetler, böylesi içi boş bir zarfa benzerler.

Her toplumun, kendi inançlarına göre, kendine has bayramları olduğu gibi; Medine de İslâm devletinin kuruluşundan bugüne, bütün İslâm âleminde kutlanan bu ümmetin de iki bayramı vardır. Biri Kurban, diğeri de Ramazan Bayramı. Haaaa tabi kimileri (ORUÇ TUTMAYAN SAYGISIZLAR) içinde şeker bayramı olduğunu unutmayalım.

Ramazan bayramı, oruçla, namazlarla, infak ve ikramlarla Allah (c.c.)’a yaklaşan, sosyal dayanışma içinde zenginin fakirin haliyle hallendiği bir ortamın sonucunda (ORUÇ TUTANLAR) için hak edilen İlâhî bir armağandır. Ramazan’daki kulluk okulunun diploma törenidir. Rabbani ve Peygamberi bir seda ile onların inadına Bilali Habeşi ve Davudi bir seda ile Allah’u ekber, Allah’u ekber! Şeklinde yüksek sesle getirilen tekbirler de bu coşkunun dış âlemle paylaşılmasıdır. Bu özel namaz ve tekbirler, benzetme yerinde ise, Yaratıcı ile bayramlaşmadır. Namazdan, bu güzel randevudan sonra insanlar arası bayram başlar. Önce aile, sonra akrabalar ve daha sonra bütün müslümanlar birbiriyle bayramlaşır; sesli tekbirler (Nemalanmadan, çıkar sağlamadan) şeklindeki sloganlar da tabiattaki diğer varlıklarla bayram-laşma, onlarla selamlaşmadır.

Namazsız, ibadetsiz bayram olmaz. Yüce Resul (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “ Bu günü-müzde yapacağımız ilk şey, namaz kılmaktır.” (Buhari, Iydeyn 3)

Secdelerle, iç dünyamız bayrama kavuşur. Sevincin en yüksek doza çıktığı bu günlerde ölüm ve ölüler de unutulmaz. Diğer alemde yaşayan akrabalarla bayramlaşılır. Bayramlar sıla-i rahmin icra edilmesi şeklinde yaşayan dostlarla beraberlik olduğu gibi, hayattakilerle ölüler arasında da bir köprüdür. Böylece müslümanın sevincine tatlı bir hüzün ve ölüm ötesi duyarlılık katılacaktır.  

Bayram günlerinde boğazımıza dizilen acı bir soru: Zulme uğrayan Müslüman müminlerin, zillet içinde yaşayan dünya coğrafyasındaki özellikle, eskiden söylenirdi ‘Ana gibi yar BAĞDAT gibi diyar olmaz diyarında, Filistin’de sapan taşlı çocukların dalının, kolunun, fidelerinin, budandığı, gelin-kızların giysilerinin kirletildiği, çocukların hep yetim kaldığı “ ELEM YECİDKE YETİMEN FEAVA’ yı okuyan insanlar, kolları ve bacakları budanmış delikanlıları boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu çocukların, töre diye haksız yere insanların yaşam haklarını ellerinden alınanların, Bayram gelmiş, neyime, Kan damlar yüreğime, aman aman garibem! Diye feryadı figan koparan zülüm ve işkenceler altında, inim inim inlerken, ne bağdat’tan ne Şam’dan ne Mekke’den ne diyarıbekir’den ne İstanbul’dan ne buhara’dan bunca telefon direğine rağmen birbirlerini duymayan ve önemsemeyen günümüzün müslümanları, nasıl sevinip bayram yapsınlar, oysa orucun+teravihlerin+fıtır sadakaların+hayır ve hasenatların yapılıp bayram yapmaya haklarının olduğu halde!

Unutmayalım dostlar! Esas bayram, gerçek bayram; İslâm’ın her şeyimize, bireysel, sosyal ve siyasal hayatımıza hâkim olmasıyla, Allah (c.c.)’ hakkıyla kulluk sergilememizle ortaya çıkacaktır. Bayramlar, Allah (c.c.)’a yaklaşmanın sembolleridir. Esas bayram, zalimlerin Müslümanların hayatlarını cehenneme çevirdiği dünyayı Cennete benzettiğimiz ve Cenneti hak ettiğimiz gün olacaktır İNŞAALLAH…

Bayramlar Allah (c.c.)’a kulluğun neticesidir. Tüm vücuduna ve nefsinin arzularına oruç tutturan ve kendini Allah (c.c.)’a adayıp nefsini ve sevdiklerini kurban edebilenlere Allah (c.c.)’ın birer lütfüdür Ramazan ve Kurban Bayramları. Bu anlayıştan uzak yaşayanlar olsa olsa Şeker Bayramı kutlarlar. Bayramlar, sadece bir sevinç günü değildir. Aynı zamanda şükür, zikir, diğer müminleri hatırlama, muhasebe ve derlenip toparlanma günleridir. Bayramlar temelde sosyal barışma ve buluşma günleridir.  Nede güzel söylenmiş:

Can bula cananını Bayram o bayram ola

Kul bula sultanını Bayram o bayram ola! (merhum Mehemmed Lütfi Efe)

  Üzülerek bir Ramazana daha elveda elveda eyledik. Kimi insanlar için Ramazan geçmiş bir yılın yüreklerinde oluşturduğu kiri, isi, pası temizlemek ve gelecek bir yıl için de manevi enerji depolamak için gayret günleri, kimileri için orucun semtine uğramadan, teravihlere uğramadan, en rezil eğlencelerle Müslüman mahallesinde salyangoz satmayı âdet edinmeleridir.

Amma ümmeti Muhammed için Ramazan, caddelerin, sokakların ve hatta ülkenin milli birliğine beraberliğine yardımlaşmasına kaynaşmasına bir umut ve tebessüm aşılayan günleriydi. İnşallah bu istikametin “ DİNE DOĞRU ” olduğu tescillenmiştir.

Ve sonunda bayram geldi. Biraz buruk, biraz kırık da olsa geldi işte. Geniş İslam coğrafyası yangın yeri, İslam ümmeti çağın yetimleri ve öksüzleri olsa da, geldi. Hoş, bayram-lar, gerçek bayramın bir provası, bir kopyası değil miydi zaten? Arapçada bayram “İYD” sözcüğüyle ifade edilir. Bu kelime etimolojik olarak lütuf ve tekrar dönüş anlamlarına gelir. Bayram’ın bu sözcükle karşılanmasının nedeni, verilen emeğin, yapılan eylemin karşılığının yapan kişiye sevinç, lütuf ve ihsan olarak geri dönmesi, fazlasıyla “iade” edilmesidir.

Ramazan’ı “diyet ayı” ya da geleneksel festival olarak algılayanların veya hiçbir mazeretleri olmadan utanmadan arlanmadan oruç yiyenlerin şeker bayramı! Ramazan’ı ilahi gündem olarak algılayıp hakkını veren Müslüman, mümin kadın ve erkeklerin “ RAMAZAN BAYRAMI ”  kutlu ve mutlu olsun. Ramazanın maddi – manevi zorluklardan sonra duygusal neş’eye ve bir gün bu dünya gül bahçesine dönecek çünkü kendinizin değil bu topraklarında BAYRAMA SUSADIĞINI UNUTMAYINIZ. Sonuçta; Sultan Süleyman’a kalmayan, Dünya size mi kalır. Ve unutmayın… 

Yusuf ÇAKICI – Yalıhüyük/ KONYA

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER