Yalihuyuk.com – Konya

Üç ayları vesile kılarak kendimizi hesaba çekmek

13 Haziran Pazar günü yeni bir üç aylar mevsimine daha gireceğiz. Şüphesiz bu mübarek günlere sağlık, sıhhat ve afiyet içerisinde girmek, Rabbimizin bizlere bir lütfüdür. Geçen yılki bu manevi iklimi yaşayıp ta bu yılki maneviyat mevsimine kavuşamamış olan birçok kardeşimiz hepimizce malumdur.

17 Haziran 2010 - 18:24 'de eklendi ve 268 kez görüntülendi.
Üç ayları vesile kılarak kendimizi hesaba çekmek

13 Haziran Pazar günü yeni bir üç aylar mevsimine daha gireceğiz. Şüphesiz bu mübarek günlere sağlık, sıhhat ve afiyet içerisinde girmek, Rabbimizin bizlere bir lütfüdür. Geçen yılki bu manevi iklimi yaşayıp ta bu yılki maneviyat mevsimine kavuşamamış olan birçok kardeşimiz hepimizce malumdur.

Üç aylar islamın mübarek saydığı kameri aylardan recep, şaban ve ramazan aylarıdır. Recep ayında Regaip, miraç, şaban ayında berat, ramazan ayında da kadir gecesi gibi kutsal geceler bulunmaktadır. Sevgili peygamberimiz bu aylarda ibadetlerini artırır ve “Allahım recep ve şabanı hakkımızda mübarek kıl ve bizi ramazana kavuştur”(Ahmet b hambel müsned,1,259)diye dua ederdi.
Recep ayının ilk Cuma gecesi Regaip kandilidir. Bu gecede rabbimiz bizlerin az ibadetlerine karşılık bol bol bağışta bulunduğu bir gecedir.
Regaip kelime olarak Rağbet olunan şey ve büyük ikram anlamına gelir.
Rağbet nedir?
Arzu, istek ve beğenme demektir.
Bir kimse herhangi bir konuda ne kadar çok arzulu ve istekli olursa onu elde etmesi okadar kolay olur. Diğer bir ifadeyle neyi arzu ederse ona kavuşur.
Kötülüklere rağbet eden kötü şeylere vurgu yapar, Kur ana rağbet eden ayetlerden, haccı arzulayan Kabeden mescidi nebeviden bahseder.
Kısaca insan rağbet ettiği şeyleri heceler.
Rağbet insanlık tarihinin özetidir. Hakkı duyanlar ve duymayanlar veya duyduklarına kulak verenler veya vermeyenler, hayat hep bu ikisi arasında mücadele içerisinde geçmiştir.
İşte üç aylar ile olan arkadaşlığımızda hayatımızda neye rağbet eteğimizi sorgulamalıyız.
Geçtiğimiz yıllarda bu mübarek zamanları gereği gibi değerlendirebildik mi? bu yıl nasıl değerlendirmeyi düşünüyoruz? Bu soruları kendimize vakit geçirmeden sormalı cevaplarını almalıyız.
Mesela bir Müslüman için vazgeçilmez bir görev olan namaz ibadetine ne kadar bağlıyız?
Sizlere bazı gerçekleri aktarmak istiyorum. Lütfen yanlış anlaşılmasın ama dostun acı söylediğini unutmayalım.
İlçemizde merkezde üç, Ara söğüt ve saray köylerinde birer, Gölcük yaylasında da bir olmak üzere toplam altı cami mevcut. Şimdi dikkatinizi çekmek istiyorum, toplam bu altı camide sabah namazına kaç kişi geliyor? Hemen cevap vereyim, Merkez camide 15-16,orta camide 3-5,yeni camide 1-3,Ara söğüt ve saray köylerinde 0(sıfır),yani toplam 15-20 kişi sabah camine gidiyor. Nüfusumuza oranladığımız zaman yüzde bir kişi, yani yüz kişiden bir kişi sabah namazı için camiye gidiyor. Geriye kalan büyük çoğunluk ise duaların en çok kabul göreceği o zaman dilimini uykuda geçiriyor. Şöyle bir düşündüğümüz zaman durumun ne kadar vahim olduğun anlamak hiç de zor değil. Biz namazlarımızı evde kılıyoruz diyenleri duyar gibiyim ama maalesef orantılayacak olursak evde kılanlarında fazla olmadığını anlamamız zor olmayacak.
Bir köy düşünün ki; bir Allah’ın kulu bile sabah namazını camide kılma ihtiyacını hissetmiyor. Hal böyle iken durmadan içinde bulunduğumuz durumdan şikâyetçi oluyoruz, yaptığımız bu kulluk vazifesine göre karnımızı doyurmamız bile rabbimizin Rahman sıfatının tecellisinden başka bir şey olmadığını hatırlatmak istiyorum. Rahman sıfatının manası; Dünya hayatında Müslüman. Kâfir ayırıma yapmadan herkese merhamet eden, rızkını veren demektir. Unutmayalım ki Rabbimizin birde Rahim sıfatı vardır ki; Ahirette yalnızca iman edip imanları istikametinde dosdoğru yaşayan kullarına merhamet edecek demektir. Orada bu kulların arasında olabilecek miyiz?
Peki, niçin sabah namazı diye bir soru sorabilirsiniz. Peygamberimiz (sav)bize bildirdiğine göre sabah namazı müminle münafığı ayırt edecek kadar önemli olduğu nefsimize zor gelmesine rağmen Allah’ın emrine ne kadar boyun eğdiğimizin göstergesi olduğu için.
Ebû Hüreyre (ra) den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyuruyor:
“İnsanlar yatsı namazı ile sabah namazındaki fazilet ve sevabı bilselerdi, emekleyerek bile olsa mutlaka camiye, cemaate gelirlerdi.”
Buhârî, Ezan 9, 32; Müslim, Salât 129. Ayrıca bk. Tirmizî, Mevâkît 52; Nesâî, Mevâkît 22, Ezan 31
Diğer bir hadiste Resûlullah(sav)şöyle buyuruyor; Yine Ebû Hüreyre (ra)den rivayet ediliyor;
“Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur. İnsanlar bu iki namazda ne kadar çok ecir ve sevap olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaate gelirlerdi.”
Buhârî, Mevâkît 20, Ezan 34; Müslim, Mesâcid 252. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 47; Nesâî, İmâmet 45; İbni Mâce, Mesâcid 18
Bizler bu hadislerden şunları anlıyoruz;
Sabah ve yatsı namazları münafıkların çoğu kere camiye, cemaate gelmedikleri namazlardır. Bu özelliği sebebiyle müminle münafığı, ihlâs sahibi olanla nifak alâmeti taşıyanı ayırt etmede bu iki namaz bir ölçü olarak kabul edilmiştir.
Sabah namazı vakti uykudan uyanmanın çok zor olduğu, yatsı namazı vakti de yorgunluğun had safhaya varıp uykunun galip geldiği zamanlardır. Bu iki vakitte camiye ve cemaate gitmek gerçekten büyük bir azim ve gayreti gerektirir. Faziletinin daha üstün, sevabının daha çok olmasının sebeplerinin başında bu özellikler gelir. Çünkü zoru başarmanın ve güçlüğe göğüs germenin fazileti ve sevabı daha çoktur. Bu sebeple sabah ve yatsı namazında cemaate emekleyerek de olsa ifadesi kullanılarak mübalağalı bir şekilde önemi anlatılmıştır.

Beş vakit namazın her birinin farzlarının camide ve cemaatle kılınması tavsiye edilmişse de, sabah ile yatsı namazlarına farklı bir yer verildiği pek çok sahih rivayetten açıkça anlaşılmaktadır. Müslümanlar, bu hadislerin gereğini yerine getirdikleri ölçüde Allah katında değer kazanırlar.
Günümüzün Müslümanlarını göz önüne aldığımızda bu konuda ne kadar vurdumduymaz olduğumuz yukarıda verdiğim camilerin cemaat sayılarından da çok iyi anlaşılacaktır.
Yazımın başlığını koyarken kendimizi hesaba çekmekten bahsettim elbette ki bu hesap yalnızca namazda olmayacak hayatımızın her safhasını aynı şekilde muhasebe etmemiz gerekmektedir.
Haramlardan ne kadar uzağız, Allahın yasaklarına karşı ne kadar saygılıyız?İşte tüm bunların cevaplarını kendimize gönül rahatlığı içerisinde verebiliyorsak ne mutlu.Biliyoruz ki insan yalnızca Allah’ı ve kendisini(vicdanını) kandıramaz.Yazımı Cengiz Numan oğlunun konu ile ilgili bir şiiriyle bitirmek istiyorum.
Selam ve dua ile…
Kaç trilyon hücreden, yaratırsın bedeni,
Her bedene yüklersin, bir varoluş nedeni.
Evrendeki her zerre, tesbih ederken seni,
Baş eğerken emrine, bu kâinat , bu mîzan;
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.
Ömür yetmez, verdiğin bir nefesin şükrüne,
Ne mümkün bedel biçmek, yaşattığın bir güne.
Cennetleri vâdettin, hem de Kur’ân üstüne.
Haykırırken tabutlar, musallada an be an;
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.
Mûcizeler verirsin; kulak duyar, göz görür,
Kalp atar, dil konuşur, el tutar, ayak yürür.
Mal, mülk, evlât verirsin; hepsi de yüz güldürür,
Sağnak sağnak yağarken, bunca rahmet ve ihsan;
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.
Fırtınalı denizden, kurtarırsın kulunu,
Bir şans daha verirsin, ve açarsın yolunu,
Lâkin; Sana eş koşar, cübbesini, çulunu,
Bu büyük nankörlüğü, reddederken o vicdan,
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.
Verdiğin aklı selim, kurtuluşu seçerken,
Kurtuluşun tek yolu, secdelerden geçerken,
Yaklaşan kıyâmete, âyetler and içerken,
Ve beklerken ölümü, yeryüzündeki her can,
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.
İçki, zina ve kumar, birer şeytan oltası,
Dünyaya hükmediyor, cehâletin sultası,
Din, cahilin elinde, oldu zulüm baltası,
Peygamber ahlâkını, emrederken o Kur’ân,
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.
Şeytan ki; unutturur, o mahşer dehşetini,
Gıybet ile yedirir, ölmüş kardeş etini.
Cehenneme yol eder, bu dünya servetini;
Davul zurna çalarak, gelirken bunca hüsran;
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.
Çok şükür ! Rahmetinin, farkındayım nicedir,
Sensiz geçen saniye, sabahsız bir gecedir.
Bilirim.. Senin affın, azâbından yücedir;
Yetmiyor kudretine, hiçbir söz, hiçbir lisan;
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.
Cengiz NUMANOĞLU

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER