Yalihuyuk.com – Konya

Ramazan Umresinin Ardından

Bu yıl ramazan ayını kutsal mekânlarda geçirme imkânını veren Rabbime Hamd ederek yazıma başlıyorum.

 

31 Ağustos 2012 - 23:14 'de eklendi ve 164 kez görüntülendi.
Ramazan Umresinin Ardından

Bu yıl ramazan ayını kutsal mekânlarda geçirme imkânını veren Rabbime Hamd ederek yazıma başlıyorum.

 

 

 

Hiç şüphesiz her müslümanın gönlünde bu mübarek ayı, Allah resulünün ayak izlerinin bulunduğu mekânlarda geçirme arzusu vardır, ancak bu nasip meselesi. Rabbimizin nasip ettiği kişiler bu imkâna kavuşuyorlar. Arzu eden tüm kardeşlerimizin o mübarek topraklara gidebilmesini temenni ederken, gönlü orada olup ta gidemeyenler için oraların manevi havasını biraz olsun aktarmak istiyorum.
17 Temmuz Salı günü Konya havaalanından ihramlarımızı giyinerek yolculuğumuz başladı. Güzel bir uçuştan sonra Cidde havaalanını indik. Diyanet işleri başkanlığımızın havaalanı görevlilerinin hızlı çalışmaları ile hiç beklemeden otobüslerimize binip, imanın doğduğu şehir olan Mekke’ye varıp otelimize yerleştik. Ramazana henüz üç gün vardı, kafile halinde ilk umremizi yatık. Yani tavaf ve sayimizi yaptıktan sonra, şifa niyetiyle bol bol zemzem içtik ve traş olup umremizi tamamladık.
Ramazan içerisinde de asgari üç umre daha yaptık. Daha çok umre yapan kardeşlerimiz de oldu. Allah (cc)kabul etsin.
İbrahim (as) oğlu İsmail ile birlikte Kabeyi yaptıktan sonra, Rabbimiz ona “ İnsanları Hacca davet et ki, gerek yaya olarak ve gerekse uzak yollardan gelen her zayıf (yola elverişli) binekle sana varsınlar.(Hac 27)
Ey İbrahim, sen insanlara Beytullah olan Kâbe’yi Hac etmelerini emret. Onlar sana uzak yakın her taraftan yaya olarak veya kat ettiği yol sebebiyle za¬yıflamış develer üzerinde gelsinler.
Rivayet edildiğine göre, Hz. İbrahim’e bu emir gelince “Ey rabbim, ben bu emri onlara nasıl tebliğ edeyim? Benim sesim onlara ulaşmaz.” dedi. Bunun üzerine Allah Teala buyurdu ki: “Sen çağır senin davetini onlara duyurmak bize aittir.”
Hz. İbrahim, “Makam-ı İbrahim.” diye adlandırılan taşın veya Hacerül Esved’in yahut Safa tepesinin veya Ebi Kubeys dağının üzerine(bugün kralın sarayı olarak bilinen binanın bulunduğu yer) çıktı ve “Ey in¬sanlar, rabbiniz size bir ev yaptı siz orayı Haccedin.” diye çağırdı. Onun bu sesi¬ni dağlar taşlar, hatta rahimlerde bulunan ceninler ve babalarının sulblerinde bu¬lunan insanlar bile duydu ve ona “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk.” diye cevap verdiler. [Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 6/22.6]
Gerçektende bu daveti duyan milyonlarca insan koşarak bu davete icabet etmek istiyor ve bu istek her geçen yıl daha da artıyor. Bundan dolayı aşırı kalabalık oluyor ve İbadetin her safhası çok zorlaşıyor. Tavaf yapmak, say yapmak, ama tüm bu zorluklar imanı kâmil mü’minler için zevk haline geliyor. Rabbimizin; “Hac ve umreyi Allah(cc)için yapınız” (Bakara196)emri gereğince, Allah için umre yapmanın hazzını duyuyorlar elhamdülillah.

 

Dünyanın her yerinden gelen, dilleri renkleri ayrı müslümanlarla aynı duyguları, iftar anında elindeki iftarlığı paylaşmanın zevkine varıyorlar. Burada şunu da memnuniyetle belirteyim ki, özellikle Afrika’dan ve Asya’nın geri kalmış ülkelerinden gelen kardeşlerimizin temizlik konusunda daha iyiye gittiklerini görmek bizleri memnun ediyor. Mesela, tertemiz mermerlere tüküren bir iki kişi gördüm. Önceki yıllarda daha çok idi. Milletimizin temizlik konusundaki hassasiyeti de bizleri ayrıca mutlu ediyor.

 

Memleketimizde çok çeşitli iftar sofralarından sonra, kısa surelerle kıldırılan teravih namazları zorumuza giderken, kutsal topraklarda zemzem ve hurma ile yapılan iftarların akabinde, hatimle kıldırılan ve iki saat süren ve huzurla kıldığımız teravih namazlarının hazzını tattık elhamdülillah.

 

 Hele Ramazanın son on günü gece 01 de başlayıp yaklaşık iki saat kadar süren 10 rekâtlı teheccüt namazını kılarken; Çok faziletli olmasına rağmen, maalesef birçok kardeşimizin haberinin bile olmadığı evlerimizde zorlanarak kıldığımız teheccüt namazlarının, aslında ne kadar kolay olduğunun farkına vardık.
Tüm bu duygularla Mekke deki günlerimizi tamamlayıp, gönlümüzü Beytullah ta bırakarak hüzünle ayrılırken, Medine’ye sevgili peygamberimizin misafiri olacak olmanın sevincini birlikte yaşadık.
Peygamberimizin yanına varıp ona aracısız selam vermenin ve şefaat talep etmenin mutluluğunu tattık.
Mescidi nebevi deki itikâfa giren kardeşlerimizi gördükçe insanımızın bu sünneti niçin fazla yaşayamadığı sorusunu kendime sordum. Bizlerinde yaşaya bilmemiz için rabbimize dualar ettik.
Gerek Kâbe de, gerek se mescidi nebevi de açtığımız iftarların hazzını anlatmak çok zor. Bazı duygular var ki ancak yaşamakla anlaşılır. Bu duyguda aynı şekilde yaşayarak anlaşılabilir.
Hele mescidi nebevi de bayram namazı bambaşka. Herkes en güzel elbiselerini giymişler, bembeyaz, sabah namazından sonra bayram namazı saatine kadar koro halinde tekbirler getiriliyor. Sonra bayram namazı eda ediliyor.

 

Ve süre ne kadar uzun olursa olsun sayılı gün çabuk bitiyor ve dönüş vakti gelip çatıyor. Uçağımız belirtilen saatte Medine hava alanından kalkıyor iki saat on beş dakika sonra Konya ya iniyoruz. Hal böyle olunca ecdadımızın yaptığı ve aylarca süren hac yolculukları aklıma geliyor. Onları gıpta ile hatırlıyorum.
Tüm bu seyahat esnasında din görevlisi arkadaşlarımın gayretli çalışmalarına da değinmek istiyor. Allah hepsinden razı olsun. İnşallah mevlam arzu eden tüm kardeşlerimizle birlikte bizlere de tekrar tekrar nasip eder. Şairin sözleri ile yazımı sonlandırmak istiyorum.

 

Önceden derdim ki ya Rabbi neden?
Bir daha istiyor bir kerre giden,
Meğer bilemezmiş insan gitmeden,
Aldım cevabımı Beytullah ta ben.

 

Gördüm ki bu dünya bir oyalanma,
Halime bakıp ta mutluyum sanma,
Bedenim Kâbe den uzakta amma,
Gönlümü bıraktım Beytullah ta ben.

 

Gönlünü Kabe de bırakanlardan olmak arzusu ile,
Saygılar sunuyorum.
Selam ve dua ile.29.08.2012

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER