Yalihuyuk.com – Konya

Arz-U Halim Sanadır Ya Resulallah (S.A.V.)

Kıymetli yarenler malumunuz olduğu üzere her yıl miladi olarak nisan ayında Efendimiz (s.a.v.)’in kutlu doğumunu milletçe kutlama şerefinde, lütfünda bulunacağımızdan, hac konusunu daha sonra sizlerle paylaşacağımdan dolayı hakkınızı helal ediniz. Sizlerinde olduğu gibi kısacası hepimizin ortak arzu ve temennisi isteği olarak arz-u halimiz sanadır ya Resûlullah (s.a.v.) diyerek başlayalım konumuza inşallah…

29 Mart 2013 - 7:07 'de eklendi ve 241 kez görüntülendi.
Arz-U Halim Sanadır Ya Resulallah (S.A.V.)

Kıymetli yarenler malumunuz olduğu üzere her yıl miladi olarak nisan ayında Efendimiz (s.a.v.)’in kutlu doğumunu milletçe kutlama şerefinde, lütfünda bulunacağımızdan, hac konusunu daha sonra sizlerle paylaşacağımdan dolayı hakkınızı helal ediniz. Sizlerinde olduğu gibi kısacası hepimizin ortak arzu ve temennisi isteği olarak arz-u halimiz sanadır ya Resûlullah (s.a.v.) diyerek başlayalım konumuza inşallah…

Ey gül-i Rana! Güzeller içinde yaratılmışların en güzeli;
  Sevgililer sevgilisi, ay ve güneşe taç giydiren eşsiz nur!
  Gelmiş – geçmiş ve gelecek olan bütün varlıklar sayısınca sonsuz salât ve selam sana, âline, ezvacıne, evladına, ashabına, ahbabına olsun…
  Ey Efendim; sen gittin gideli, yemyeşil bağlar kupkuru çöller gibi bizlere küskün olmuş, sesli vadilerimiz sessizliğe bürünmüş, yer ve sema adeta yasta, ahuzarımız denizler kadar oldu Ya Muhammed Mustafa (s.a.v.)…
  Öyle bir bataklık zamanında yaşıyoruz ki; her tarafımız günahlarla çevrilmiş, sarhoşların naraları, çıplakların ateş gibi ortalığı kavurduğu, zevki sefa haddi aşmış, dine sövenler sıkışınca dine sarılanların zehirli mantarlar gibi çoğaldığı, kara bulutların üzerimize bir kâbus gibi çöktüğü, aydınlığı bulamazken gece neyse, gündüzümüz bile zifiri karanlık oldu…
  Gel de bi gör ne oldu bizlere?
      Neler olmadı ki:
  Bizleri biz yapan değerlerimizi unuturdular. Eee tabi bizlerde unutmak istedik ya… Anne baba perişan, karı koca perişan, kız oğlan perişan… Hani sizler yaşadığınız o saadet asrının sokaklardan üryan, küfür, gıybetin kokusunu hissederdiniz ya…  Şimdilerde ise burnumuz o kadar pis kokuyla dolmuş ki, pis kokulardan gül kokularını alamaz – hissedemez hale geldik… Hani bir Ömer (r.a.)’in vardı ya… O adaletli Hz. Ömer gitti gideli bizler gel geç diyerek, neme lazım diyerek, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek,  şeytanlar cadde ve sokağımızın yanı sıra evlerimizi perişan edip kol geziyorlar…
  Sen gittin gideli Ey Efendim!
  Kur’anla, Hadisle, Ezanla alay edenlerin, Hz. Muhammed (s.a.v.)’ile alay edenlerin, kısacası nefsimiz ve neslimiz pervazsızca asi, mücrim, isyankâr, hokkabaz, donu düşük, moda peres, kimi dazlak, kimi yamyam, kimi bilmem nemene, kimi satanist, kimi kıyma makinesi gibi insanları yok etmeyle meşgul, kimi de vatansever görünüp vatanına ihanetler ederek yakıp yıkma peşindeyken tabiri caizse bayrağı göndere çekerken bayrak direğinin içinden girip haince kan kokan elleriyle (Kırılasıca) bu güzelim vatanın huzurunu bozacak kadar ileri gittiler…
  Oysa siz. Evet siz. İnsan hakları beyannamesini, arafatta, cebeli rahmede bizlere irad edip emanet ettiniz amma, bizler koruyamadık, âli menfaatlerimizden, çıkarlarımızdan, koltuk gider diye senin o pak ve temiz dünya nizamın olan islam dinini emekli oluncaya kadar gerçeklerini anlatamadık.
  İnsanlığı kıt olanlar hep dindarları, mütedeyyin insanları gerici – gerici diye itham ederken elhamdülillah kendileri gerici – mürteci oldular.
  Körpecik temiz, pak nesillerimizin kalplerine, sizin sevgi ve hoş görünüzün yerine maalefes hopçu ve topçuların, kokmuş hatta milattan önceki fikir ve zikirlerini kazıdık. 
  Feryadımız arzu halimiz var size Ya Muhammed Mustafa (s.a.v.) Gelirmisin? Paslı gönüllerimizi, “Kelbeytul harap” olan ‘Kur’an okunmayan ev yıkık ev gibi…’ olan evlerimizi, püryan olan sokakarımızı, caddelerimizi, Rahmanın rahmet ve mağfiretine tabii edelim…
  Gel efendim nolur gel. Gündüzleri bunca kötülüklerden dolayı gelemiyorsan bari geceleri rüyalarımızı şereflendir ki bizler de şeref yâd olalım nurdan varlığınla…
  Mevsimler, gökkuşağı rengini kaybetmiş, buram buram kokan baharların, ağustos ayındaki kar gibi eriyip gitti… Yağmurlar yağmazken, yağması için Rabbime açılan eller bile boş çevrildi yüzsüzlüğümüzden, bunca günahlarımızdan, vurdumduymazlığımızdan dolayı Efendim (s.a.v.)…
  Gel de Efendim, yeniden asude sevdaları kuşanalım sezinle, hüzünlü bulutlar vuslatınla yağmura dursun, arınsın kirli ruhlarımız, yeşersin artık umutlarımız baharın ekilen bir fidan gibi…
  Çünkü sen; ‘Rahmeten lil âleminsin.’ Çünkü sen Hz. Allah (c.c.) Kur’an da: “Habibim biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik” hitabının muhatabısın.
  Çünkü sen; ‘Levlake Levlake lemma halaktul eflaksın’ Amentü billâh…
  Çünkü sen; Ahmed’sin ve sen; yerdekilerin ve göktekilerin methettiği, Muhammed Mustafa’sın (s.a.v.)…
  Çünkü sen; fakirlerle oturur, açları doyurur, yetimleri giydirir, yani kimsesizlerin kimsesi idin… Aç kaldığın halde ikram ederdin elinde ve cebindekilerini…
  Çünkü sen; Yaratılmışların en merhametlisisin…
  Çünkü sen; Ümmetini korumak için gittiğin Taifde bile o azgın, o kızgın insanlıktan nasibini almamış olanların attıkları taşlardan muzdarip olup ve mübarek gözlerinden o inci gibi gözyaşlarını dökerken, size bu muameleyi reva görenlere beddua etmez ve o billur dudaklarınızdan mahzun bir halde:  “Allah (c.c.)’ım! Kuvvetsiz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor ve hakir görüldüğümü, ancak sana arz ve şikâyet ediyorum. Derken;   Hz. Allah (c.c.) Cebrail (a.s.)’i göndererek şöyle nida etmişti: “Şüphesiz Allah (c.c.) kavminin sana ne dediklerini işitti ve onlar hakkında ne diliyorsan dile isterseniz şu dağları başlarına yıkalım emrine amadeyim. Yeter ki iste Rabbimin “KÜN” emriyle hemen oluverir. Diyen Cebrail (a.s.)’e o kadar şefkat o kadar merhamet sahibisiniz ki; pamuk gibi bembeyaz ellerinizi semaya kaldırıp haykırarak “Hayır!” “Hayır!” diyerek. Ben böyle bir şey istemem. Rabbimden niyazım; bu müşriklerin sulbünden, imanlı bir nesil yetişmesini nasip buyur Allah’ım diye dua edensin…
  Bizlerinde senin yolunda olalım kalplerimiz gönüllerimiz senin yolunda olsun diye dua edermisiniz Efendim (s.a.v.)…
  Gel Ey gönüller Sultanı! Dertliler dermanı! Kimsesizler kimsesi… İmanlı nesilleri yetiştirmemiz için nolur, ama nolur tut elimizden artık.
  Bize yardım eyle ki size isyan değil, sizi canından malından, evladından hatta tüm varlığından çok seven nesiller yetiştirelim… Yokluğun – kıtlığın – insanlığın olmadığı fakat manevi yönden Asrı Saadet buyurduğunuz asırda yaşadığınız zamandaki gibi yaşamayı…
  Susun. Susun kim demiş Muhammet öldü. Hayır, Muhammed ölmedi bizim kötü kalplerimiz, kör gözümüz, sağır kulağımız çok günahlarımızdan dolayı onu görecek halde olmadığındandır. “Ümmeti! Ümmeti! Ümmetim!” diyerek başta bu günahkâr asi mücrim ümmetinin kurtuluşu için üzüldünüz, ağladınız, dualar ettiniz.  Hal böyle iken sana layık ümmet olamadık efendim… Yinede kara yüzümüzle yalvarıyoruz nolur ama nolur tut elimizden… Senin yolunda yürüyerek rabbimize kavuşalım.
  Çünkü Rabbimize giden yolu sizin istasyonunuzdan, sizin kapınızdan geçer… “Beni seviyorsanız Muhammede tabi olunuz.” buyurmaktadır Hz. Allah (c.c.). Bizler günahkâr kirli ellerimizi semaya açarak; Ya Rab! Habib’in hürmetine, onu seven ashabın hürmetine, onu seven evliyanın, enbiyanın, şühedanın, hürmetine,  hidayetimizi artır. Hidayetimizi artır.
      ‘O’(s.a.v.)’na tabi olanlardan eyle…
  ‘O’(s.a.v.)’nun âlini, ezvacini, evladını, ashabını, ahbabını bizlere şefaatçi eyle…
  Bizi ona layık ümmet eyle ki, bari yarın mahşerde bizi yalnız bırakmasın Allah’ım… ÂMİN! ÂMİN! ÂMİN!
  Eviniz gül, gönlünüz Gülşen olsun. Görüşünceye dek hoşça kalın dostça kalalım.
            Yusuf ÇAKICI
                             Yalıhüyük / KONYA

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER