Yalihuyuk.com – Konya

Ecdadımızın Misafirperverliği

Millet olarak necip bir milletiz. Özellikle islamiyetle müşerref olduktan sonra bu asaletimiz artmış, her sahada kendini göstermiştir. Tarih sayfalarını şöyle bir çevirip baktığımız zaman bunun çok güzel örneklerini görmekteyiz.

03 Mayıs 2013 - 7:41 'de eklendi ve 306 kez görüntülendi.
Ecdadımızın Misafirperverliği

Millet olarak necip bir milletiz. Özellikle islamiyetle müşerref olduktan sonra bu asaletimiz artmış, her sahada kendini göstermiştir. Tarih sayfalarını şöyle bir çevirip baktığımız zaman bunun çok güzel örneklerini görmekteyiz.

Ancak bugünkü toplumumuza şöyle bir göz atınca da, acaba bizler bu ecdadın torunları değilmiyiz diye içimizden sormak geliyor. Eskiden zor şartlara ve kıt imkânlara rağmen, insanımızın, misafirlere olan saygısı, bizleri hayretler içerisinde bırakıyor. Anadolu da, her sokak başında bulunan köy odaları, buraya kendi evine geliyormuş gibi gelen misafirler ve oda komşularının gelen misafirlere ikramda yarışmaları, bugünün gençleri için anlaşılması çokta kolay işler değildir.  Bunları ancak bir hikâye dinler gibi, dinleyip geçiyorlar.
Yazımın başlığının, ecdadımızın misafirperverliği olarak koydum, maksadım bu gerçekleri hatırlatarak, Apartmandaki komşusunun kim olduğunu bilmeyen, misafire ikramın ne demek olduğunu anlamayan, unutan, günümüz insanını düşünmeye sevk etmek, biraz nefis muhasebesi yaptırmak istiyorum.
Fazla uzağa gitmeden, yaklaşık kırk sene öncesi bir kardeşimizin bahsettiği bir olayı anlatmak istiyorum. Bu kardeşimizin babasının misafir gelmeden iki gün önce şehre alışveriş için gittiğini duyunca konu ili ilgili bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Bir Anadolu köyünde kırk yıl önce bir ailenin kendisi ve çocuklarının nelelerle beslendiğini hepimiz tahmin edebiliyoruz. Misafir gelecek diye, eşeği ve heybesiyle 20 kilometrelik uzaklığa alışverişe giden bu Anadolu insanının bu tavrını günümüz gençliğine anlatmak elbette kolay değildir. Ecdadımız bu özelliklerini Peygamberimiz den ve onun ashabından almaktaydılar. Hz. Ali efendimiz gibi birçok büyük sahabenin, misafir gelmeden sofraya oturmadıkları, gelen var mı diye sokaklara baktıklarını kitaplardan okumaktayız.
Ecdadımızın bu güzel özelliklerini sadece biz söylemiyoruz. Bu gün batıda ve islam dünyasında birçok seyyah, eserlerinde bunların çok güzel örneklerini anlatmaktadırlar.
İbni Batu ta lakabıyla şöhret bulmuş olan, Şemsettin Ebu Abdullah Muhammet b.Abdullah b.Muhammet İbrahim et-Tanci El-Levali(1304–1377),İbni Batuta nın seyahat namesi diye bilinen, Tuhfetün nuzzar Fi Garibi-l Emsal ve Acaibi-l Efsar adlı eserinde belirttiğine göre,14.yüz yılda, Mısır, Suriye, Arap yarımadası, Irak, İran, Doğu Afrika, orta Asya, Kuzey Türk illeri, Hindistan, Çin, Endülüs (Bugünkü İspanya) ve Sudan la birlikte, güzel Anadolu’muzu da ziyaret etmiştir. Anadolunun birçok yerlerini gezmiş ve karşılaştığı olayları bu eserinde anlatmıştır. Bizlere yaklaşık 700 yıl öncesine ait çok önemli bilgiler sunan bu eserin aslı Arapça olup, çeşitli dillere çevrilmiştir. Mehmet Şerif tarafından Türkçeye de tercüme edilmiştir.
İbni Batuta, Anadolunun birçok yerlerinde Ahilerden bahseder.
(Ahilik;13.y,yılda Anadoluda görülmeye başlayan, sonra da Osmanlı devletinin kurulmasında önemli rol oynayan, dini ve içtimai bir teşkilattır.
Arapça kardeşim manasında olan, Ahi kelimesinden gelmektedir. Anadolu’da Ahiliğin kurucusu olarak bilinen ve Iranın Hoy şehrinde doğan, Şeyh Nasuriddin Mahmut (Ö;1262),sonraları Ahi Evran adıyla anılmıştır. Özellikle 1.Alaaddin Keykubatın, büyük destek ve yardımlarıyla, bir taraftan İslami tasavvufi düşünceye bağlı kalarak, tekke ve zaviyelerde şeyh mürit ilişkilerini, Diğer taraftan ise, iş yerlerinde, usta, kalfa ve çırak münasebetlerini ve buna bağlı olarak iktisadi hayatı düzenleyen bir kuruluş olarak, o dönemde çok büyük katkılar sağlamıştır.)
İbni Batuta birçok defa Ahilerin zaviyelerinde misafir edilir. Buralarda kendisine yapılan ikram ve izzeti anlatır. Şu bir gerçektir ki misafirperverlik Türklerin inançlarının gereğidir. Çünkü Peygamberimiz(sav); “Kim Allaha(cc) ve Ahiret gününe inanıyorsa misafirine ikram etsin “(Buhari)buyurmaktadır
Anadolunun birçok yerlerinde bu misafirperverliklerin en güzel örneklerini İbni Batuta şöyle anlatmaktadır;
Denizliye geldiklerinde, Türkçe bilmediği için önünde cereyan eden olaylara bir mana verememiş. Hatta önüne çıkanların kendilerini soymak isteyen eşkıyalar olduğunu zannederek, korkuya kapılmışlardır. Nihayet bir tercüman olayı kendilerine anlatınca hayretler içinde kalmışlardır.
Olay şudur; Denizliye girdiklerinde, dükkânlardan çıkan bir gurup insanın kendilerine yöneldiğini ve hayvanlarının dizginlerinden tuttuklarını görürler. Derken ikinci bir gurupta birincilere yaklaşırlar, önce yavaş sonra yüksek tonda konuşmaya başlarlar. Bu durum İbni Batuta’yı endişelendirir. Tercüman hemen devreye girerek, bunların Ahi’ler olduğunu, ilk gurubun Ahi Sinan’ın, ikinci gurubun Ahi Tumanın arkadaşları olduklarını ve her iki gurubunda kafilenin önce kendilerinde misafir olması gerektiğini savunarak, bu yüzden aralarında münakaşa ettiklerini anlatınca, İbni Batuta hayretler içinde kalmıştır. Nihayet kura çekilmiş ve kafile önce Ahi Sinan’ın zaviyesinde misafir edilmiştir. Burada kendilerine çeşitli ikramlarda bulunulmuş, hamam götürülerek temizlenmeleri sağlanmış, yemek, meyve ve tatlıların yanında, Kur’an ziyafeti ve fikir meclisleri ile manevi dünyaları da nurlandırılmıştır. Misafir ağırlama sırası, Ahi Tuman’ın arkadaşlarına gelince, onların misafirperverlikte, öncekileri geçtiğini İbni Batuta anlatmaktadır.
İbni Batuta ve arkadaşları Anadoluda, daima bir Ahi zaviyesinde, bir medresede veya bir evde ağırlanmışlardır. Bununla ilgili olarak, Birgi’de geçen şu olay ilginçtir.(Birgi: Aydın oğulları beyliğinin ilk merkezi olan Birgi, bugün, İzmir ilinin Ödemiş ilçesine bağlı bir kasabadır.)Şehre girdiklerinde, bir Ahi zaviyesi sorulmuş, muhatap olan kişi ise bu durumu kendisi için bir fırsat bilerek, onları zaviye yerine kendi evine götürmüş ve misafirlerini en güzel şekilde ağırlamıştır. Böylece İbni Batuta ve onların şahsında bütün cihana Anadoluda her evin bir misafirhane olduğunu en güzel şekilde göstermiştir. Bu gün sayıları çok azalsa da çocukluk yıllarında hatırladığımız, odalar, bu görevi en güzel şekilde yerine getirmişlerdir.
Yine Erzurum’da, bir zaviyede misafir olan kafile, ikinci günü ayrılmak isteyince, “ eğer böyle yaparsanız itibarımıza gölge düşer, misafirliğin asgarisi üç gündür”cevabı ile karşılaşınca, misafirliklerini bir gün daha uzatmak zorunda kalmışlardır.
Antalya’ya geldiklerinde Şeyh Şemsettin Hamevi’nin medresesinde misafir edilirler. Maddi ve manevi ziyafetten çok memnundurlar. İkinci gün, sırtında eski yıpranmış bir elbise, başında bir keçe külahı bulunan bir genç medreseye gelerek şeyhe bir şeyler söyler. Şeyh gencin kafileyi yemeğe davet etmek istediğini anlatır. İbni Batuta daveti kabul etmekle birlikte, gencin dış görünüşüne bakarak, böyle bir fakirin sıkıntıya sokulmamasını belirtince, Şeyh bu gencin Ahi’lerin reislerinden olduğunu, kendisinin sayacı ustası olarak çalışan cömertliği ile tanınan bir kimse olduğunu Gündüz kazandıklarını gece Allah rızası için sarf ettiklerini anlatır. Bunun üzerine tekkeye giderler hoş bir ortamda güzel bir ziyafet gerçekleşir.
Burdur’ geldiklerinde bir hatibin evinde misafir olurlar. Ahiler toplanıp kendilerinde misafir olmasını isterler. Fakat hatibin kabul etmemesi üzerine bu gerçekleşmez.
İbni Batuta’nın Anadoluda gördüğü ve kitabında ebedileştirdiği misafirperverlik örnekleri elbette ki yalnızca bunlardan ibaret değildir.
Nitekim parasını ödeyerek kaldığı hiçbir yerden bahsetmemesi bunun en güzel ispatıdır.
Ecdadımız bu güzel hasletleri dinimizden ve Peygamberimiz(sav)yaşantısından almıştır.
Bizlere düşen görev, bu güzel özelliklerimizi kaybetmemek ve gelecek nesillere taşıyabilmektir. Bunun da yolu yaratandan dolayı yaratılanı sevmekle gerçekleşir.
Selam ve dua ile.03.05.13
Not; T.Diyanet vakfı islam ansiklopedisi ve Diyanet aylık dergisi şubat 97 sayısından faydalanılmıştır.

 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER