MB Automobile
Kullanıcı
 Prof
| Gönderilenler: 91 |  |
|
(laik) toplum’ kendini ararken; bizdeki laikler, h - 27/06/2007 17:08
(laik) toplum’ kendini ararken; bizdeki laikler, hâlâ…
Türkiye’de laik medya, Müslüman halkın inancı sözkonusu olunca, dinle ilgili her ne gibi bir haber/ görüntü olsa, oradan hemen bir ‘ucûbe’, bir ‘gulyabanî’ ortaya çıkarmanın yarışına giriyor.. Son zamanlarda, ‘Okulların bodrum katlarında, gizli mescidler..’ gibi haberler ve cep telefonu ile çekilmiş ‘gizli namaz’ (?) görüntüleri bu sahadaki son örnekler.. Hani, Ömer Seyfeddin, ‘Gizli Mâbed’ isimli hikayesinde; İstanbul’da, misafir kaldığı evin çatı katında, yağmur sızmasına engel olmak için konulmuş ve içinde su birikmiş leğenleri ve sağa sola asılmış çamaşırları görüp, orayı bir ‘gizli mâbed’ sanan turistin komikliğini anlatır ya; bu haberlerin çoğu da ona benzer.. Çünkü, laikler, kendi toplumlarının kültürel değerlerine o kadar ‘fransız’ kalmışlardır ki, bir müslümanın günlük hayatının en tabiî bir davranışı haline gelmiş olan ‘namaz’ı bile, bir ‘depressif /laik’ kaygıyla izleyip, onu topluma korku yayarak sunmayı iş edinmişlerdir.. İstanbul- Bağcılar Lisesi’nde de bu durum yaşanmıştı geçenlerde ve ‘laik’ feryad’u figanlar dolayısiyle resmî soruşturma yapılmıştı, İstanbul Eğitim Müd. müfettişlerince.. İlginçtir, müfettişler, ‘Teneffüslerde bazı öğrencilerin kapıyı tutarak gizlice tek tek namaz kıldıkları görülmüştür…’ tesbitini yapmalarına rağmen, ‘Ancak görüntüleri kaydeden velinin, öğrencileri namaz kılmaya ısrar ve teşvik etmesi, velinin ifade vermek istememesi, ikametgâh adresini terk etmesi ve öğrenciyi okula göndermemesi nedeniyle olayın komplo amaçlı olduğu kanaatindeyiz.’ demek zorunda da kalmışlardı.. Evet, gencecik çocuklar okulların bodrum katlarında gizlice namaz kılıyorlar! Gönül isterdi ki, gelecek nesilleri düşünen o eğitimci/ müfettişleri, ‘bazı öğrencilerin kapıyı tutarak, gizlice ve tek tek namaz kıldığını’ rapor ederken, ‘insanın gelişmesine engel teşkil eden bu gibi zorlayıcı şartların bertaraf edilmesi, isteyen öğrencinin, ibadetini temiz ve rahat bir mekanda yapmasının sağlanmasını’ da yazsınlardı.. Ancak, onlar bunu isteseler bile yazamazlar.. Çünkü, laiklerin medyatik şirretliklerinden, ‘Korkunç şey.. Asla kabul edilemez.. Geleceğimiz tehlikeye giriyor..’ gibi feryadlarından korkulur.. Korkarım, bu korkularıyla ölecek bu zavallı ‘laik’cikler.. Bizim gençlik yıllarımızda da vardı bu korkular.. Ankara’da bir yatılı okuldayken, 500 kadar öğrenci içinden sadece 8-10 kadar öğrencinin bodrum katta, kalorifer kazanının yanı başındaki bir havasız yeri bulabildiklerini ve orada bir battaniye üzerinde namaz kıldıklarını hatırlıyorum.. Orada bile rahat bırakılmaz ve üstelik doktor olan yöneticilerce ‘keşfedildiğimizde’, ‘Burası namaz kılacak kadar temiz mi ki?’ diye sorguya çekilirdik de, temiz bir yer gösterilmesi akledilemezdi.. Yine de, azgınlık bugünkü kadar değildi.. Şimdi ise, düşünce sistemlerinin ecel korkusu içinde, daha bir sımsıkı tutunmaya çalışıyorlar, ‘resmî ideoloji’lerine ve ‘ikon’larına.. Çünkü, insanları, gerçekten hürr/ özgür olabilmeleri için Allah’tan gayri hiçbir güç önünde eğilmemeye çağıran İslam, ‘laik kutsal ikonu’nun gölgesi altında oluşturulmak istenen geleceğin toplumu için elbette ki tehlikelidir ve önlenmelidir.. Bütün toplumun ‘resmî ideoloji ikonu’ önünde eğilmesinin proğramlanması da bu yüzdendir. 1940’ların Matbuat Umûm Md. Vedat Nedim Tör’ün bir genelgesi hatırlanmalıdır.. ‘Son zamanlarda gazetelerde din ve tanrı konulu yayınların giderek çoğaldığı gözlenmektedir.. Cumhuriyetimiz yeni nesilleri bu gibi konularla meşgul etmek istemediğinden..’ 17 Haziran günü, Hürriyet’ten E. Ç.’nin ‘otistik çocuklar’la ilgili olarak, onların velileri ile yapılmak istenen bir ‘bilimsel anket’in sualleri karşısında çılgına dönen satırlarını görünce, Tör’ün ruhunun onda hortladığını bile düşünecek oldum.. E.Ç. yazısında, Marmara Üni. Sosyal Bilimler Enstitüsü’nce hazırlanan anket sorularında, ‘otistik çocuklar’ın velilerine ‘Hayatınızın herhangi bir döneminde din eğitimi aldınız mı? (Cevabınız ‘Evet’ ise) Aldığınız din eğitimi, çocuğunuzdan dolayı karşılaştığınız zorluk ve sıkıntıları kontrol etmenizde yardımcı veya çocuğunuza karşı tutum ve davranışlarınızda etkili oluyor mu? Çocuğunuzun otistik olduğunu öğrenince Allah ile ilgili duygularınızda nasıl farklılıklar oldu’ gibi sorular sorulmasından dolayı küplere biniyor.. Kaldı ki, soruların cevab şıkları arasında, ‘Sıkıntılı anlarımda Allah'a dua ederek rahatlarım. / Çocuğumun neden otistik olduğunu Allah'a sormak içimden gelir./ Allah'ın beni sevmediğine ve otistik bir çocukla cezalandırdığına inanıyorum./ Allah'a isyan etmemeye gayret ediyorum. / Kuran okuyarak ve dinleyerek sıkıntılı anlarımda rahatlarım.. /Allah'ı hatırladıkça içimde bir sıkıntı ve isyan uyanıyor. / Kuran okur ve dinlerken büyük huzur duymaktayım ve kendimi rahatlamış hissediyorum./ Sorunlarımı aşmada dindar insanların büyük desteği oldu. / Ölümden korkmuyorum. /Ölüm korkusu benliğimi kuşatıyor ve içimi büyük sıkıntı kaplıyor./ Ahiret gününe ve öldükten sonra tekrar dirileceğime inanıyor ve bu konuda hiç şüphe duymuyorum.’ gibi, sokaktaki sıradan insana sorulduğunda rahatsız edecek konular bile var.. Ama, o, laik hassasiyetle soruyor.. ‘Bunlar devletin üniversitesinde nasıl sözkonusu olur?’ Halbuki, ne var bunlarda? Hem siz, bilimsel araştırma ve tartışmadan yana değil miydiniz? Şimdi ise, adetâ, ‘Dinde hiçbir gerçeklik yoktur, o asla, sosyal hayatta sözkonusu olmamalıdır..’ dercesine, Sezervârî bir kemalist/laik ceberrutluk mantığı üretiyorsunuz.. Halbuki, çağdaş dünya, ‘post-sekular / post-laik’ (laiklik sonrası) problemleri tartışıyor; laisizm artık iyice kıyıya vurdu.. Modern insanın ruhî ve fikrî açlığını doyuramıyor.. (Bu ‘post/sekular /post-laique’ lafı bana aid değil.. ‘Post-sekular toplum’ /Post-säkulare Gesellscahft’ deyimi, Batı’nın ‘yaşayan’ seçkin filozoflarından Habermas’a aid..) Ve Batı insanı, -Türkiye’deki kadar bile katı olmayan- laik uygulamaların ortaya çıkardığı, başta athéism olmak üzere yığınla problemlere çözüm bulmaya çalışıyor. ‘Biz nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz? Niçin hayattayız? Ben kimim? Tanrı nerededir?’ gibi suallerin cevabı, akademik tartışmalarda aranıyor ve cevabın hür akılla verilmesi, insanlığın ahlâklı bir temele oturması için gerekli görülüp, bu sâyede, din duygusunun insanlığın geleceğini kurtarmakta, yeni bir Rönesans etkisi yapacağı dile getiriliyor.. Bizdeki laikler ise, hâlâ, granitleşmiş kafataslarının içine bir nûr huzmesinin sızacağı korkusu içinde!.
Selahaddin E. Çakırgil
İletiyi düzenleyen: MB Automobile, de: 27/06/2007 17:51
|