Elturko
Kullanıcı
 Doçent
| Gönderilenler: 43 |   |
|
BOZKIRIN SESINE CEVAB - 28/05/2007 21:39
Muhterem Necdet Kardeşim, Sizin yazıma cevabınızı okuyanlar, nerdeyse ikimizin aynı ideolojinin şiddetli savunucuları olduğumuza kanaat getirebilir. Fakat yazınızda geçen 1 tek cümle, aramızdaki derin ve asla yanyana gel(e)mez olan iki farklı anlayışı ortaya net bir biçimde koymuştur. (Başkalarına sen / siz diye hitab ederken kullandığım her kırıcı , haddi aşan ifadede kastım evvela KENDİ NEFSİMDİR ama yinede şimdiden hoşgörmenizi rica ederim.) Yazıyla alakalı olduğunu düşündüğüm birkaç küçük not : 1- Ben bu Genelkurmay Başkanlığına yazdığım yazıyı 14 Nisan 2007 gece saat 01.00 da tamamladım ve ilgili websitesine yolladım.Henüz ortada 27 Nisan Muhtırası yada Cumhurbaşkanının 367 oyla seçilmesi v.b gibi despotik ve totaliter dayatmalar ortada yokken yazılmış bu yazı, sadece yazılış tarihiyle bile manalı ve üzerinde düşünülmesi gereken bir yazıdır.Türkiyede satılık medyanın beyinsiz sözde köşe yazarları , tıpkı ABD ve AB´nin , hükümetin Genelkurmarya karşı dik bir duruş sergilemesine kadar ses çıkarmayıpta ardından demokrasi nutukları atan fikir babaları gibi önce susup sonra hükümetten, demokrasi ve insan haklarından yana tavır koydular ama ben bu yazıyı 14 Nisan gece saat 01.00 da bitirip yollamıştım !!! 2- Nurettin Veren de dahil konuşulacak konu NURCULUK ise, Danimarkada Danimarkalı Nurcuların Sorumlu İmamını ( Lider ) halka açık bir ortamda münazaraya davet eden yani bir anlamıyla rest çeken kişi benim. Lakin bu davetimi kabul etmediler / edemediler zira ben kendilerine tartışacağımız her konuyu dünya müslümanlarının büyük çoğunluğunun okumakta olduğu, meşhur 4 tefsirden hangilerini isterlerse o tefsir yada tefsirler üzerinden onların tezlerini yanıtlayıp / çürütmeye çalışacağımı söylemiştim.Başlangıçta liderleri kabul etti ve şu gün şu saatte şu binada buluşalım dediler. Ben zaten 1,5 aydır her manada hazırdım.Farklı görüşlerden 15-20 arkadaşı o gün o saateki bu tartışmaya çağırdık.Bana '' falan günün akşamı yaklaşık 21.00 civarında ilgili yere gel, bizim Danimarka İmamımızda geliyor orada kozlarınızı paylaşırsınız '' dediler.O gün o saatlerde başka şehirlerden bu olayı duyan yada haberdar edilen arkadaşlardan da gelenler oldu ve ben bir arkadaşımın işyerinde kendilerinden '' hadi şimdi gelebilirsin '' haberini beklerken, gelen telefonda İmamlarının ve halktan gelenlerin hazır olduğu ama bu akşam benimle üzerinde anlaşmış olduğumuz tartışmayı yapmayacaklarını bildirdiler.Tam anlamıyla şok olmuştum ama içim rahattı çünkü, o akşam orada olması muhtemel arkadaşlara anlatmam gerekenleri zaten anlatmıştım ve onlarda topluca Zaman Gazetesi aboneliklerini ve maddi yardımlarını iptal kararı almışlardı. Benim olmadığım bir ordamda dahi benim iddilarımın yanlış olduğunu arkadaşlarıma anlatmaya çalışmışlar ama kimse ikna olmamış hatta bir arkadaşım söz isteyip demişki, siz böyle böyle diyorsunuz ama biz bugün burada kendisiyle tartışmaktan vazgeçtiğiniz arkadaşımızı zaten kısmen dinlemiştik, şimdi sizide dinlemiş olduk ama İKNA EDİCİ değildi, şahsen ben ikna olmadım ! Neyse demem o ki, yazımdada belirttiğim gibi cemaatlerin içinde beynimde ve kalbimde bu cemaatler hakkında kesin bir takım tespit ve fikir sahibi olana kadar bir yada bir kaç yıl bulunmuş biriyim.Onların iddia ettiği gibi ; 1- Risalei Nurlar bir Kuran Tefsiri değildir. Bkz : http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/hayat2/
0290.htm
2- Hz.Ali ( r.a ) onların üstadını ve cemaatlerini haber vermemiştir. Bkz : http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/hayat2/
0289.htm 3- Fethulalh Gülen eserlerinde bizzat kendisi kendi görüşlerini 1980 öncesi ve sonrası olarak 2 ye ayırmıştır.. Bkz : Gülenin kendi eserlerindeki kendi ifadeleri. 4- Gülen Hareketi Nurculuktan her geçen gün dahada ayrılmaktadır.. Ve dünyanın her bir köşesinde müslümanlara zulmün doruk noktasının yaşandığı bir anda diyalog çalışmaları müslümanları bölmüş, tepkisizleştirmiş ve kafasını karıştırmıştır.. Bkz : http://www.ebubekirsifil.com/index.php?
sayfa=detay&tur=gazete&no=275 ve diğer sayfalar.. 5-6-7 . ....... 3-Herhangi bir konuyu karşılıklı olarak konuşur yada yazışırken taraflardan birisi, Kuranı Kerimin şu veya şuradaki ayetinde olduğu gibi .. şeklinde bir ifade beyan ettiği andan itibaren her iki tarafında uyması gereken kurallar ve üstlendiği sorumluluklar vardır.İzahı ve nedenine gelince ... Euzu Besmele ! ( Hatırlatılmıştır ). Mümin Suresi 35. Kendilerine gelmiş hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın âyetleri hakkında mücadele edenler gerek Allah yanında, gerekse iman edenler yanında büyük bir nefretle karşılanır. Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler. Mümin Suresi 56. Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında münakaşa edenler var ya, hiç şüphe yok ki, onların kalplerinde, asla yetişemeyecekleri bir büyüklük hevesinden başka bir şey yoktur. Sen Allah'a sığın. Kuşkusuz O, işiten ve görendir. Yani ayetlerle ilgili söylediğimiz şeyler de kesin delillere dayanmalıdır. Kesin delillere dayanmadan söyleyeceğimiz sözlerle Allahın öfkesini artıracağımızı yukarıdaki ayetlerden anlamaktayız. 4-Şayet konu Kuran Ayetleri üzerinden tartışılmakta ise , bu tartışma zikredilen ayetlerin İslan Ulemasınca nasıl tefsir edildiğinden bağımsız olarak yalnızca ayetin meali üzerinden yapılamaz.. Kısa bir örnekle bu olayın kavranmasına yardımcı olayım...Şimdi ardarda okuyacağınız 2 ayet, tefsiriyle ( yani nüzul zamanı, sebebi, Efendimizin tatbikatı v.b. ) okunmazsa , kişi psikolojik tedavi merkezlerinin bahçesindeki düşünen insan heykeli gibi elini yanağına koyup düşünmeye başlar ..
Nisa suresi 48. “ Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını (diğer günahları) ise, dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim Allah`a şirk koşarsa gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur. Zümer Sûresi 53. “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! ALLAH’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü ALLAH bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok mağfiret edici, çok merhamet edicidir.” Birinci ayette şirkin asla bağışlanmayan bir günah , ikincisinde de ALLAHIN (c.c) bütün günahları bağışlayacağı buyrulmaktadır ! Bu ve daha buna benzer birçok meselede sadece bir kaç ayeti zikredip geçmekle insan yüzme bilmeden hata ve günah okyanusuna dalan kişi durumuna düşebilir .. Bütün bunları belirttikten sonra asıl konumuza dönelim .... Sizin sözkonusu cümleniz şu idi ; ..Türkiyenin dünya üzerinde layık olduğu seviyeye erişmesi için bir tek yolumuz vardır : KEMALİZM e sarılmak... Sizin bu sözünüzdeki iddaanız , İslamın özünü anlamak için birazcık kafa yormuş ve Kuranı Kerimi meal ve tefsiriyle ( mesela Elmalılı Hamdi Yazırın yada Diyanetin yada malum cemaatlerin bir adamı tarafından yazılmamış / yazdırılmamış olan bir başka genel kabul görmüş meal ve tefsir ) okumuş yada halen okuyan bir Müslüman ve Mümin tarafından kabul edil(e)mez, şayet bu iddianızı yani Türkiyenin dünya üzerinde layık olduğu seviyeye erişmesi için bir tek yolumuzun KEMALİZM olduğu iddianızı paylaşan ve aynı zamanda kendisinin dindar bir müslüman olduğunuda söyleyenler varsa onların tamamı ya yalan söylüyor, ya okumamış / okumuyor, ya cahil yada haddini aşmış v.b insanlardır.. Şimdi siz iddianızın temellerini yani Türkiyenin dünya üzerinde layık olduğu seviyeye erişmesi için bir tek yolun KEMALİZM olduğunun nedenlerini yazmamışsınız ama ben sizi bu zahmetten kurtarıp bunun en masum ifadeyle kafası karışmış / karıştırılmış biri tarafından kadul edilebileceğini ve bunun nedenlerini sıralıyorum.. Buyrunuz OKU !yalım... Ben diyeceksin, ALLAHA Kuranı Kerimde anlatılan bütün Zati ve Subuti Sıfatıyla ve Esma-i Hüsnasıyla inanıyoyum yani, ALLAH , sonsuz ilim sahibidir, varlığı kendisinden yani yaratılmamış olup herşeyi yaratan , varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, sonsuz güç ve kudret sahibi, kainatı ve içindeki en küçük atom molekülünü bile mükemmel bir şekilde bilen ve yaratan, kanun ve hüküm koyucu, insanlara peygamberler vasıtasıyla doğru yolu gösterici, toplumların huzurunun ve felaketinin yollarını bize bildiren ................................... dir diye inandığını söyleyeceksin sonrada ALLAHIN sadece haşa gökyüzünde bir yerlerde seni izleyip başka birşeye müdahele etmemesi gerektiğini yada ALLAHIN herşeyi en iyi bilen ama insanların nasıl mutlu olacağını bilmeyen yada ALLAHIN herşeyi en iyi bilen ama insanların nasıl yönetileceğini bilmeyen olduğunu mu iddia ediyorsun yada ALLAHIN peygamberleri insanlara doğru yolu göstersinler diye göndermediğini .. mi diyeceksin ? Ne diyorsun ?! Bu noktada zamandan tasarruf niyetiyle SÖZÜ MUHTEREM HAYRETTİN KARAMAN HOCAMA bırakıyorum.
http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/hayat/
0303.htm deki yazıyı aşağıda sunuyorum. Bu yazı bitince ikinci bir yazı gelecek, sabırla okuyalım lütfen ... LAİKLİK VE İSLAM UZLAŞAMAZ !!! Laiklik: 5. Bu sorunun cevabını yalnızca devlet bunun yanında laiklik kavramını da göz önüne alarak vermeyi uygun buluyorum İslâm dîni ve ona bağlı bulunan müslümanlar bakımından laikliğin üç mânâsı önem taşımaktadır: a) Kilise ve din adamı olmayan kimse. b) Dîne karışmayan ve dîni kendi işine karıştırmayan; yasama, yürütme ve yargıda dîni referans olarak kabûl etmeyen ve kullanmayan, -bütün vatandaşları bağlamasa ve özgürlükleri kısıtlamasa bile- belli inanç sahiplerinin, inançlarına göre yaşayabilmeleri için ihtiyaç duydukları düzenlemeleri yapmayı laikliğe aykırı bulan devlet. c) Herhangi bir dîni resmen benimsemeyen, bütün dinlere ve ideolojilere eşit mesafede duran, belli bir dînin kurallarını ona inanmayanlara dayatmamak şartıyla din ve vicdan özgürlüğünün gerektirdiği düzenlemeleri yapan, dindarlara -haklarından yoksun kalmaksızın- inançlarını yaşama imkânı veren devlet. İSLAM DİNİ BU ÜÇ MANASIYLA DA LAİKLİK İLE BAĞDAŞAMAZ ; LAİKLİĞİ İÇSELLEŞTİREMEZ, LAİK İSLAM VE LAİK MÜSLÜMAN OLAMAZ ; ÇÜNKÜ: a) İslâm'da din ve kilise adamına mukâbil olarak bir din ve câmî adamı yoktur; yani hiçbir müslüman dünya ile onun nimetleri ve işleri ile alâkasını büsbütün keserek kendini câmî ve din hizmetine veremez. Müslümanın günlük hayatı içinde din ile dünya yanyana durur ve beraber yürür; müslüman çalışırken namaz vakti gelir, ezan okunur, isterse câmîde, isterse (temiz olmak şartıyla) bulunduğu yerde namazını kılar, araya hiçbir aracı koymadan duasını eder ve dünya işine dönerek devam eyler. Hz. Paygamber (s.a.v.) devrinde daha fazla ibâdet etmek üzere aile hayatını, istirahatı ve dünya işlerini terletmeye kalkışanlar olmuş ancak Peygamberimiz bunları menederek kendisi gibi -kendilerini dünyaya kaptırmadan- iki işi birlikte sürdürmelerini emretmiştir. İslâm'a göre câmîlerde namaz kıldıran, hutbe okuyan, halka va'zeden. fetvâ veren kimseler de -herkesin çalışarak elde edebilecekleri bilgi ve beceriler dışında- diğer insanlar gibidirler, hiçbir ayrıcalık ve kutsallıkları yoktur, bu vazifeleri yanında dünya işlerini yürütür ve aile hayatlarını da yaşarlar. b) MÜSLÜMANLAR BİR DEVLET KURABİLDİKLERİ TAKDİRDE BU DEVLETİN İŞLERİNE DİNİ KARIŞTIRMAMALARI MÜMKÜN VE CAİZ DEĞİLDİR ; ONLAR , BİREYSEL HAYATLARINDA OLDUĞU GİBİ TOPLUMSAL HAYATLARINDA DA, ALLAHIN İRADE VE RIZASINI GÖZETMEK VE İZLEMEKLE YÜKÜMLÜDÜRLER. BÖYLE BİR DEVLETTE KURALLAR OLUŞTURULURKEN İSLAM DİNİ TEMEŞ KAYNAKTIR. . Başka dinden olanlar müslüman olmaya zorlanmazlar, kendi dinlerini tam bir din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde yaşarlar; ancak bu laiklik gereği değil, bizzat İslâm'ın, onun temel kaynaklarının bu imkânı vermiş bulunmasındandır. Müslüman olanlar da dîne göre yapılması gerekenleri yapma ve kaçınılması gereken hususlardan da uzak durma konusunda -dinî bakımdan- zorlanamazlar; çünkü bütün bunlar ibâdettir, kulluktur ve kulluk zorlama ile olmaz; ancak kamu düzenini ve umûmî ahlâkı korumak bakımından alenî ihlâllere karşı bazı kısıtlamalar getirilir. c) (3.) Fert olarak müslüman ve cemâat olarak müslümanlar (bunun en büyüğü ve siyasî bakımdan teşkilâtlanmış bulunanı devlettir) bütün dinler ve ideolojilere karşı eşit mesafede olamazlar; birçok âyet ve hadîs müslüman olanlar ile olmayanları, hak ile bâtılı, helâl ile haramı, bunlara riâyet edenler ile etmeyenleri... birbirinden ayırmakta ve farklı değerlendirmelere tâbî tutmaktadır. Müslümanlara göre hak din "Allah'ın peygamberleri vâsıtasıyla vahyettiği dindir". Bugün yeryüzünde Allah'tan geldiği gibi korunmuş bulunan tek hak din İslâm'dır. Müslümanlar onu korumak, ona uygun yaşamak ve kimseyi zorlamadan onu insanlara tebliğ etmek durumundadırlar; onu korumak, yaşamak ve tebliğ etmek için de devlet dahil bütün imkânlarını kullanırlar. Ancak yukarıda işaret edildiği gibi "dinde zorlama yoktur", "zorla dindarlık olmaz", "müslümanların dinlerine güvenleri tamdır, rekâbet ve yarıştan yana korkuları yoktur"; bu sebeple dünyaya açık olurlar ve kendi ülkelerini de başka inançtan olanlarla paylaşırlar, onlara kâmil mânâda din ve vicdan özgürlüğü tanırlar, fakat her dîne, her inanca hak (gerçek ve Allah katında mûteber) demezler, sırf insan olmaya bağlı hakları herkese tanırken, liyâkat ve ehliyete bağlı haklarda müslümanlara ve onların da iyi hal sahibi olanlarına bazı imtiyazlar tanır, öncelikler verirler. Laikliği bir rejim ve siyasî sistem ilkesi olarak benimsemiş bir ülkede, müslümanlar da yaşamak durumunda olurlarsa, sıkıntının ve gerginliğin asgarî düzeye inmesinin, barış ve birliğin oluşup devam etmesinin şartı, devletin, üçüncü şık ( c şıkkı) olarak zikrettiğimiz laiklik anlayış ve uygulamasını benimsemesidir. Bu anlayışa göre devlet bütün dinlere eşit mesafede duracak, bir dîni resmî (devlet dîni) olarak benimsemeyecek, bir dîne ait kuralları bütün vatandaşlarına dayatmayacaktır. Ancak vatandaşları arasında bulunan farklı inançlara bağlı fert ve gurupların dinlerine göre yaşamalarını, din ve vicdan özgürlüğünden eksiksiz olarak yararlanmalarını sağlayacak düzenlemeleri de yapacaktır. Osmanlı Devleti bir İslâm (şerîat) devleti olmasına rağmen -dîni buna imkân verdiği için- 1917 yılında çıkardığı bir aile kanununda, müslümanlar yanında Musevîler ve İsevîler için de maddeler sevketmiş, kanunu din ve vicdan hürriyetine halel getirmeyecek bir şekilde çıkarmıştır. Böyle bir kanun şerîat devletine zarar vermediği gibi laik devlete de zarar vermemelidir; laik devlet de dîni ve inancı gereği belli bir kılık ve kıyâfeti kullanmaya, belli ilişkilerden kaçınmaya, belli şekil şartlarına uymaya mecbûr olan vatandaşlarına bu imkânı sağlamalıdır; hiçbir kimse belli bir inancı benimsediği ve ona uygun yaşadığı için ikinci sınıf vatandaş olmamalı ve hiçbir haktan mahrûm kalmamalıdır. İşte gerçek demokrasi ve laiklik budur, demokrasiyi ve laikliği kullanarak (istismar ederek) bir kısım insanları "insan haklarından mahrûm eden" devlet ne laiktir, ne de demokratiktir; örtülü olarak despotiktir, dayatmacıdır, belli bir ideolojinin ve yalnızca onu benimseyenlerin devletidir. Din ve vicdan özgürlüğünün kamu alanına ve kısmen yasamaya yansıması ne "üçüncü mânâda" laikliğe zarar verir, ne de ülkede ikilik çıkarır ve kaos doğurur; çünkü dünyada böyle bir laiklik anlayışını benimseyen ve uygulayan ülkeler vardır, buralarda herhangi bir problem çıkmamıştır. Milleti kamplara ayıran, birbirine düşüren, millet-devlet bütünlüğünü bozan uygulamalar baskıcı yönetimler ve ikinci maddede tanımlanan laiklik uygulamalarıdır. Muhtemel riske (meselâ demokrasinin ortadan kaldırılması tehlikesine) ağırlık verilirse, demokrasi ve özgürlükler bundan zarar görür, hattâ bazen tamamen isim ve şekilden ibaret kalırlar; özgürlüğe ağırlık verilir ve ölçü kaçırılırsa bundan da devlet ve millet zarar görebilir; önemli ve ideal olan dengeyi bulmak ve korumaktır. Medenî ve demokrat dünyanın denge formülü, objektif kıstaslara göre hemen, doğrudan ve sıcak tehlike baş göstermedikçe özgürlükleri kısma yoluna gitmemektir, rüzgârdan nem kapıp hayatı güneşe kapalı hale getirmemektir. Ne güzel bir yazıydı ALLAH senden razı olsun Hocam .. Şimdide ikinci bir yazıyı http://forum.iktibas.info/thread.php?
threadid=2306&boardid=5&sid=2377d7de4f592342ab2d4b93061b53c1&page=1#1 deki sayfadan sunuyorum.. Kardeşimede duacıyım.. Allah'ı Göğe Has Kılma Şirki ! Günümüz Türkiye’sindeki insanların genelinde mevcut olan sapkın bir inanış mevcuttur . Allah'a iman ettiklerini ileri sürenler , Allahın RABB’lık sıfatına has olan özelliklerin kabul ederken , İLAH olma özelliklerini Allah’a vermemektedirler! Genel olarak ibadeti Allah'a has kılarlarken , hakimiyet mefhumunda Allaha başkalarını ortak koşmaktadırlar ! Aslında bu fikri karakterist olarak tüm cahiliyenin özelliğidir. Allah'ın kullarına gönderdiği bütün peygamberler bu İlah isminin özellikleri üzerinde mücadele vermiş , bu uğurda savaşlar edip şehid edilmişlerdir. Rasullerin savaş ettiği , tebliğ ettiği , gönderildiği bütün kavimler Allahı bilen , yaratıcı kabul eden , her şeyi yaratan ve düzenleyen Allah olduğuna iman eden kavimlerdi. BU KİŞİLER ; ALLAHIN VARLIĞINA VE BİRLİĞİNE İNANMANIN ; İNSANIN MÜSLÜMAN OLMASI İÇİN YETERLİDİR SANIYORLAR ! HALBUKİ BUNA KAFİRLER DE İNANIR !! Hatta Mekke müşriklerinin hepsi de inanıyordu .Peygamberin azılı düşmanları Allahın varlığını ve bir olduğuna inanmaktaydılar . Bugünün insanının inandığı kadar inanıyor ve reddetmiyorlardı. Çünkü Allah cc: Lukman suresi : ” 25- Andolsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, elbette "Allah" diyecekler. "Allah`a hamd olsun." de. Fakat onların çoğu bilmezler.” Mü’minun suresi : ”84- (Resulüm!) de ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?" 85- "Allah`a aittir" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız?" de. 86- "Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş`ın Rabbi kimdir?" diye sor. 87- "(Onlar da) Allah`ındır." diyecekler. "Şu halde siz Allah`tan korkmaz mısınız?" de. 88- "Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan; fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?" diye sor. 89- "(Bunlar da) Allah`ındır." diyecekler. "Öyle ise nasıl olur da büyülenirsiniz?" de.
Ayetlerden de gördüğümüz gibi Kafir diye , müşrik diye nitelendirdiğimiz insanların hemen hepsi Bir Allah inancı olmakla beraber , Allaha ibadet edilmesi gerektiği , yaratan ve işleri düzenleyenin O’nun olduğu , her türlü rızkı , yağmuru , geceyi ve gündüzü düzenleyip getirenin Allaha ait olduğunu inandıklarını görmekteyiz . Nasıl oluyor da Allah .c.c bu kişilere cehennemlik kafir hükmünü vermektedir ? İşte bugün cahil halkın bu ince ayrıntıyı gözden kaçırdığını görmekteyiz. Oysa önümüzde bu kadar olaylar ve kıyamete dek hayat rehberimiz Kuran-ı Kerim olmasına rağmen ! Bu ince ayrıntı , ayetlerden de sabit olduğu üzere , bu insanların ALLAH’ın RABB'lık özelliklerini kabul ederken , İLAH'lık özelliklerini red etmekte diretmeleri , bu özellikleri kendilerinde ve kendileri gibi yaratılmışlara vermekte ısrar etmelerindendir. Yani Allah’ın “ilah “ sıfatının en büyük özelliği olan “hüküm” koyma hakkını Allah’a vermeyip , kendileri gibi aciz , ölümlü , hatadan münezzeh olmayan , nefislerin bineğine binmiş azmanlaşmış tağutlara , kişilere ve kurumlara vermekteydiler. Bu da şirk tir. Ve kişiyi İslam dinine sokmaz. Bundan dolayıdır ki Allah , rasul ve müminler bu kişilere MÜŞRİK sıfatını vererek kafir olduklarını bildirmişlerdir. Müşrik olanların da bütün amelleri , ibadetlerini ve iyi işlerinin de boşa gittiğini bildirmiştir . Nisa suresi “48- Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını (diğer günahları) ise, dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim Allah`a şirk koşarsa gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur. Maide suresi “72- Kim Allah`a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer cehennemdir.” Allah yegane kanun koyucu ilah’tır. Yusuf suresi 40. ayette “ Hüküm koyma hakkı Allah’ındır “ buyurarak helal ve haram – yasak ve serbest belirleme hakkının Allaha ait olduğunu buyurmuştur . Müslümanlık iddiasında bulunanların Allahın koyduğu helal haramlara itaat etmesi gerektiğini , Allah’tan başkalarının helal haram –yasak serbest kanun koyucu haklarının olmadığını , bu iddiada bulunanların Firavun gibi ilahlık taslayan kişiler ve düzenler olduğunu ve şirk hali üzerine bulunduklarını bildirmiştir . Bu fiilleri işleyenlerin yani kanun koyanların ilah’lığını ilan etmiş , Rabb’lik taslamış olduklarını , ve o kişilerin helal haram (yasak serbest) kanun yapmasını , o kanunlara uymayı da normal görenlerin , o ilahlara (kanun koyanlara) ibadet etmiş olduklarını yine Rabbim şu ayetinde bildirmiştir ! Tevbe suresi 31- “ Onlar, Allah`dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih`i de. Oysa onlar bir olan Allah`a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah`dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.” Bu ayet bütün yazımızın özünü teşkil etmektedir . Bu ayetin tefsirini gerçek manada anlayan insan mücadele sebebimizi anlamış olacaktır . Görüldüğü gibi ayette Allah c.c. insanları uyarmış ve bu müşriklerin din adına Allah’ı bırakıp kendileri gibi insan olan “bilginleri , rahipleri “ kendilerine RABB edindiklerini , ve ibadeti Allah’a has kılmaları gerekirken , Rabb edindikleri hüküm koyucu makamına getirdikleri “bilginlere ve rahiplere” ibadet ettiklerini yüzlerine vurmuştur. Din adamı bile olsa Allahın kitabındakinin zıttına kanun koyamayacağını bildirmiş iken , günümüz çağdaş cahiliyesinde putlara tazim , küfür ilkelere bağlı kalmaya and içme , ve Allahın indirdiğiyle hükmetmeme gibi pek çok küfür icraalrı işlenir . Şimdi tekrar yukarıdaki ayete gelelim ve bu ayetin açıklamasını Rasulullahın ifadesinden Adiy bin Hatem isimli sahabeden dinleyelim . Aşağıya yazacağım hadisi şerif bu ayetin tefsirinde ve hem hadis kitaplarında mevcuttur : “Adiy b. Hatem , anlatıyor ki : Müslüman olmadan önce Hırıstiyan’dım ve kureyşin Tay kabilesinin reisiydim . Mekke feth edildiği gün , gururuma yediremediğim için Mekke’yi terk ettim . Şam yakınlarındaki akrabalarımın yanına kaçtım . Bacım ise putperest olduğu hal üzere Müslümanlara köle oldu . Zamanla Allah rasulu lütfederek kardeşimi serbest bıraktı . Bacım da islamiyeti yakından tanıdığı için Müslüman oldu . Sonra beni arayıp akrabalarımın yanında Şam’da buldu . Kendisinin Müslüman olduğunu , islamiyeti bize yanlış anlatıldığını , çok güzel bir din olduğunu vs söyleyip , benim malımın ve aşiretimin olmasından dolayı Müslüman olursam ve Rasulullah’tan özür dilersem , eski haklarıma kavuşabileceğimi söyleyerek beni ikna etti .Bende boynumda gümüşten bir Hac olduğu halde Rasulullah’ın mescidine girdim . Rasulullah sahabeleri etrafına toplamış ve “Onlar, Allah`dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler… tevbe 31 ” ayetini okuyordu . Selam vererek Müslüman olmak için geldiğimi söyledim . _ ya rasulullah; az önce okuduğun ayeti anlayamadım , ben hırıstiyanlığı iyi bilirim , biz hiçbir zaman okumuş alimlerimizi , rahiplerimizi RABB edinmedik , onlara ibadet te etmedik . Bu ayette Allah c.c. ne demek istemiş ; izah eder misin ? Bunun üzerine Rasulullah s.a.v : “_Çıkar o boynundaki putu ey Adiy ! dedi . Bende çıkardım . Bana "o bilginleriniz , okumuş alimleriniz , rahipleriniz size Allahın kitabındakinin zıttına muhalif olarak helal haram kanunlar koymazlar mıydı " buyurdu . Bende “ evet ya Rasulullah” dedim . Bunun üzerine bana : _ “İşte onların bu kanun koymaları Rabliktir , firavun gibi ilahlığını ilan etmek demektir . Sizin onlara ibadetiniz ise kanunlarına itaatinizdir “ buyurdu. (buhari - Ahmed b. Hanbel – tirmizi ) Görüldüğü gibi en güzel ayeti tefsir eden rasulullah’tır. Allaha zıt kanun koyanların ilahlık taslamış olduklarını , bunları normal görenlerin , kanun koyma yetkisini insanlarda görenlerin ise o kanun koyuculara ibadet etmiş olduklarını açıklamıştır . zaten ayette de Allah c.c. :” Oysa onlar bir olan Allah`a ibadet etmekle emrolunmuşlardı” tevbe 31 buyurarak sabitlemiştir. Şimdi bu açıklamalar ışığında bütün beşeri sistemleri , parlementoları ve Allahı ve nizamını yönetime vermeyenlerin durumunu düşününüz . İman iddialarına ve samimiyetlerine ve cahilliklerine bakınız . Camide ilah olarak Allahı kabul edenler , Yönetim ve hakimiyet konusunda kanun yapma ve kanunlarına uyma konusunda Allahı kabul etmeyip yaratılmışları kabul edenler bu açıklamalarda geçenlerin durumlarına müstehak olurlar. MAİDE 49- Aralarında Allah`ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah`ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah`ın hükmünden yüz çevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır. 50- Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah`tan daha güzel hüküm veren kim olabilir? AHZAB 36- Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne âşi olursa açık bir sapıklık etmiş olur. Allah bizleri tevhidi gerçek manada kavrayıp iman eden muvahhid kullarından eylesin Tarih : 26/10/2005 Başörtüsünün siyasi ve politik olduğu sözünüzü gayri ciddi buluyorum zira müslümanların TEK ÖRNEĞİ VE LİDERİ ALEMLERE RAHMET HAZRETİ MUHAMMED MUSTAFA S.A.V. dir ve O ve mübarek ailesi tesettürün en güzel numunesidir.. ALLAHIN emri uygulanmıştır !!! Şimdi bana hala tek kurtuluş yolu KEMALİZM dir diyen herkese ben diyorum ki, samimi iseniz İSLAM düşmanlarının eserlerinden ziyade, duvarda bir nevi idam ettiğiniz KURANI KERİMİ okuyun, meali ve tefsiriyle birlikte..Sokaklarda Kahrolsun Şeriat diye nara atanlara acıyorum ! ALLAHU EKBER demek ALLAH en büyüktür demek değildir, ALLAH tek büyüktür demektir TEK BÜYÜK.... Bu arada Kuranı Kerimin başlangıcı ne kadar çarpıcıdır ?! İşte kitap, şüphe yoktur onda ... ELHAMDULİLLAHİ RABBİL ALEMİN... Mehmet Pişkin ( Elturko ) TINGHØJS ALLE 20 D 2 TH 6700 ESBJERG DANIMARKA
|