Yalihuyuk.com – Konya

İki ölü dirilirse ülke dirilir -4-

02 Ağustos 2010 - 18:11 'de eklendi ve 226 kez görüntülendi.
İki ölü dirilirse ülke dirilir -4-

Rahman olan, Rahim olan, Melik olan, Kuddus olan, Selam olan, Yüce Allah (c.c.)’ın isimleriyle dördüncü bölüme devam edelim inşallah…
  
Asrı saadette Kur’an evlerde okunuyor ve evlerdekiler  hayat buluyordu. Sokaklarda Kur’an okunuyor ve sokaklar hayat buluyordu, Caddelerde Kur’an okunuyor caddeler hayat buluyordu, kısacası her zaman ve her yerde Kur’an okunup ölü olan hayat diriliyordu. Amma ne zaman ki hayatın her safhasında Kur’an çekildi ve çektirildiyse işte o zaman kötülüklerin önü kesilemez hale geldi. İnen tüm ayetler gece boyu evlerde okunuyor, ezberleniyor ve hayatlarına tatbik için imanlı kalplerine kaynak ediliyordu. Ne acı ki; bugün ise evlerde televizyon ekranlarından gece ve gündüz insanların hayatlarına tatbik edilmek üzere, ahlaksızlık, küfür, şer, fitne, şeytani tuzaklar ve tezgahlar kol gezmektedir. Ve hatta müslüman ve mütedeyyin insanlar için bazı kanallar adeta kanalizasyon görevi icra eder gibi çalışmaktadırlar.
 
Ustad Necip Fazıl KISAKÜREK’in
“Her şey akarsu tarih yıldız insan ve fikir.
 Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir…” buyurduğu gibi.

Diyeceğim dostlar; evler mescit olmalı, sokaklar, caddeler okullar, kahvehaneler, meyhaneler isyan merkezi değil: Kuran’ın buyurduğu “O nura, Allah’ın yükseltilmesine ve içlerinde kutlu isminin zikredilmesine izin verdiği evlerde (mescitlerde) kavuşulur. Oralarda, sabah akşam O’nun şanını yücelterek tenzih eden öyle yiğitler vardır ki, ne ticaretler, ne alım ve satımlar onları Allah’ı zikretmekten, namazı hakkıyla ifa etmekten, zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin dehşetten halden hale döneceği, alt üst olacağı bir günden endişe ederler.” ( Kur’an-ı Hakim ve Açıklamalı Meali Prof. Dr. Suat YILDIRIM 24/36 S.353) Dolayısıyla evlerimiz, caddelerimiz, sokaklarımız, hayat merkezi, eğitim merkezi olmalı ve olduğu gün daha sağlıklı ve aydınlık bir gelecek bizim olacaktır inşallah… ‘Rabbi Yesir…’

Hz. Allah (c.c.) daha islamın ilk yıllarında müslümanlara, artık ben değil, biz olmaları gerektiği ifadesiyle sağlam bir ruhla, sağlam bir misaka (sözleşmeyle) mümkün bu misak ise, “ iyyake ne’büdü ve iyyake neste’in”le gerçekleşir. Nasıl ki namaz kılan bir müslümanın namazı fatihasız olmadığı gibi, öyleyse hayatı da ‘On’suz (Kur’ansız)  olmaz.
 
Bir gün Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in yanında bulunan bir dostu şöyle buyuruyor. Ey Ebu Bekir islama girdiğinizden beri hep aylıyorsunuz. Oysa Hz. Allah (c.c.) sizi cennet ile müjdelemiştir. Neden bu kadar çok ağlıyorsunuz. Dediğinde. Hz. Ebu Bekir (r.a.)  daha önceki ağlamadığım günlere bedel olarak ağlıyorum. Diye cevap verir. 
  
Hz. Ömer (r.a.)’in sürekli ağladığından dolayı yüzünde yarıkların mevcut olduğu rivayetlerle mevcuttur. Hak eri olan Hz. Mevlana (Rabbim bizlere şefaatçi kılsın) şöyle diyor: Sen güzellik Yusuf’usun fakat dünya kuyusuna kardeşlerin tarafından düşürüldün. O kuyudan çıkmak için bir ipe ihtiyacın var. O da Hz.Kur’an’dır. Buyuruyor. O zaman bizim içinde o yol Hz.Kur’an ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Sünnetidir. Sevgiyle hoşgörüyle sarılmamız lazım bırakmamamız lazım. Yoksa halimiz perişan olar.  Allah (c.c.) Muhafaza. Sevgi sözcüğü iman gibi bir iddiadır. Her iddia gibi bunlarda da mutlak ispat şarttır. İspat edilemeyen hiçbir iddia kabul görmeyecektir.  Prof. Dr. Haydar Baş bey Makalat adlı eserinde; iman ancak bir iddiadır, ispat için şahit gerek, delil gerek, o da ibadetlerdir. Buyurmakla iddianın ispat edilmediği takdirde bir mana ifade etmeyeceğini işaret etmiştir. Hükümler açık ve net; eğer Allah’ı seviyorsanız, Hz. Muhammed’e uyacaksınız, başka çıkar yol yoktur… Şayet Cenneti umuyorsanız! Tabi buda nasip işidir. Hani derler ya! Nasip değil ise ne gelir elden? ” Unutulmamalıdır ki ecelin ne zaman ve nerede nasıl geleceği belli olmadığından her an her saat hazırlıklı olmalıyız. Bu hazırlılık sadece hacısı, hocası için değil, ben müslümanım diyen erkek kadın, küçük büyük, genç yaşlı herkes için geçerlidir. Bakınız  Behlül (r.a.)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: Bir gün Basra sokaklarında dolaşıyordum. Bazı çocukların ceviz ve bademlerle oynadıklarını gördüm. Ben durup onları seyrederken bir çocuk da onlara bakıyor ve ağlıyordu. O vakit ben şöyle düşündüm: “Yazık, bu çocuğun elinde de arkadaşlarının oynadıkları şeylerden olsaydı, o da onlarla oynardı. Onun için üzülüyor.” Ona: “Evladım niye ağlıyorsun? Ben sana ceviz ve badem alırım, onlarla oynarsın.” dedim. Çocuk, başını kaldırıp bana baktı ve şöyle dedi: “Ey kıt akıllı adam, biz oyun için yaratılmadık.” Ben: “Peki yavrum, söyle bakalım niçin yaratıldık?” deyince çocuk şu cevabı verdi: “İlim ve ibadet için yaratıldık.” Ben: “Ağzına sağlık. Sen bunu nereden öğrendin?” deyince, şu cevabı verdi: Yüce Allah (c.c.)’nın şu buyruğundan öğrendim: “Sizi boş ve anlamsız bir oyun için yarattığımızı ve bize dönmek zorunda olmadığınızı mı sanıyorsunuz? (Mü’min/115) Görüşünceye dek hoşça kalın dostça kalalım…

Yusuf ÇAKICI – Yalıhüyük / KONYA

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER