Yalihuyuk.com – Konya

Aile Üzerine-4-

Tekrardan hepinize merhaba!

29 Ocak 2013 - 11:55 'de eklendi ve 449 kez görüntülendi.
Aile Üzerine-4-

Tekrardan hepinize merhaba!

Uzun bir süredir yazma fırsatı bulamadığım için kendime kızgınım açıkçası! Çünkü bir sürü koşuşturmacanın sonrasında bulduğum uzun dinlenme sürelerinde bile yazmamam bu işe ara vermenin ne derecede tembelliğe neden olduğunu kendimde görmüş oldum.Herneyse…
Daha önceki yazılarımdaki gibi bu yazım da “aile üzerine” serisine ek olacaktır. Bu yazımda ise çok önemli gördüğüm ve son dönemlerde de bir nevi popüler konu olan “ergenlik ve ergen ile ailenin iletişimi” olacaktır.
Ergenlik bilindiği üzere 12 ile 24 yaşlarını kapsamaktadır. Şimdi bazılarınız diyecek, “24 yaşına kadar ergenlik mi olur?”. Olur efendim! Çünkü her insanın fizyolojisi bir değil. Kimisi erken bir şekilde ergenliğe girer erken çıkar, kimisi geç girer geç çıkar. Bu durum fizyolojik özelliklerin yanı sıra koşullarla da ilişkilidir. Araştırmalar daha iyi koşullarda yetişen çocukların ergenliğe daha erken girdiği, elverişsiz ortamlarda büyüyen çocukların ise diğerlerine göre biraz daha geç girdiğini göstermektedir. Bakın bunu demiyorum, okumalarımı yaparken karşılaştığım sonuçlar söylüyor.
Bu yaş ve koşul mevzusunu bir kenara koyalım ve asıl konumuza gelelim… Ergenlik dönemini, bende dahil olmak üzere bütün yetişkinler yaşadı. Hepimiz bu dönemin içinde bulundurduğu stresten, fiziksel değişimlerden, ruhsal değişimlerden nasibimizi aldık. Kimisine çok sıkıntılı gelir ki çoğunluğu bu yöndedir. Kimisi hatırlamaz bile. Ama bir gerçek var ki –herkesin kabul ettiği- ergenlik çok hassas ve dikkat edilmesi gereken bir geçiş dönemidir. Geçiş dönemi derken, bir bireyin çocukluk döneminden yetişkinlik dönemine geçiştir. Bakın geçiş dönemi diyorum! Bir düşünün bir yerden başka bir yere taşındığımızda hepimiz gittiğimiz yere uyum sağlamakta sıkıntı çekeriz değil mi? Belli bir süre oraya alışmaya çalışırız. İşte ergenlik de buna benzer fakat kat kat daha fazla duygusal yoğunluk ve karmaşaya sahip bir dönemdir.
Şimdi kısa bir şekilde bu dönemde ergenlerin karşılaştığı sorunlara bakalım:
Birey, çocukluk döneminde bambaşka bir dünya yaşarken, ergenlik dönemine geldiğinde sanki apayrı bir dünya ile tanışmışçasına bir şaşkınlık içerisindedir. Fakat bu şaşkınlığının farkında değildir. Davranışlarıyla bunları belli eder.
En başta birey artık cinsel kimliğini kazanmaya başlar. Karşı cinse ilgisi artar, ona hoş görünmeye çalışır. Ayrıca ayna karşısında belki saatlerini harcar. Tabi ayna karşısında saatlerini harcamasını n bir sebebi daha var. Bence en önemli sebep! Sivilceler! Birey bu sivilceler yüzünden kendini çirkin bulabilir, beğenilmediğini düşünebilir. İşte bu saydığım tüm faktörler, ne kadar büyük bir stres yumağına sebep olduğu ortadadır. Haliyle genç de bu stresle başa çıkmakta zorlanmaktadır. Ergen bu dönemde kendini karmaşa halinde, başkalarına karşı yetersiz halde ve ailesine karşı da güvensiz bir şekilde bulabilir. Tüm bu ruh halleri yaşanan stresin sonucudur.
Aile demişken aile ile ergenin ilişkilerine ve ailenin bu dönemdeki rol ve işlevlerine değinmek istiyorum. Çünkü ergenin sorunlarını saymaya devam edersek daha çok sayarız ve kaldı ki bununla alakalı bir sürü araştırma var ve hala da yapılıyor. Ben bu yüzden yazımın son kısmında aile ve ergen ilişkisine yer vermek istiyorum.
Şimdi yukarıda anlattığım karmaşık ve hassas dönemin atlatılmasında ailenin çok önemli bir yeri vardır. Şu bilinmelidir ki ergen sürekli olarak ergen kalmayacak ve belli bir süre sonra o da normale dönecektir. Bunu şu yüzden söyledim; bazı aileler, “keşke çocuğum hep bebek olarak kalsaydı “ diyecek kadar sıkıntılı bir dönem yaşayabilirler. Çünkü ergen, ailesiyle iletişim kurarken anne-babayı sürekli bir tersleme ve onların söylediğine muhalefet olma eğilimindedir. En ufak şeyleri bile büyütüp anne-babayla tartışabilir. Bu tartışma da aileyle bağın zayıflamasına ve ergenin güvenli liman olarak arkadaşlarını görmesine neden olabilir. Arkadaş ortamı da ergen için her zaman sağlıklı olmamakla birlikte bir çok kötü alışkanlığın bu dönemde edinildiği de aşikardır. İşte bu yüzden aileler, bu dönemdeki çocuklarına sağduyuyla yaklaşmalı ve unutmamalılar ki onlar da bu dönemden geçtiler. Anne-baba, çocuğunu anlamaya çalışmayı ve empati kurmalıdır. Çocuğunu anlamaya çalışarak olaylara daha ılımlı yaklaşmalılardır. Aksi takdirde emir verici, yargılayıcı, aşağılayıcı, tersleyici tavır takınırlarsa; hani tv programlarında “sakın evde denemeyin” derler ya, bende  buradan bunu söylüyorum sakın denemeyin yoksa karşınızda bir canavar bulabilirsiniz. Şaka bir tarafa gerçekten bu tür tavırlar ergenin karşı savunmaya ve isyanına yol açabilir. Bunların olmaması için ayrıca, aile iyi bir dinleyici olarak çocuğuna rehberlik etmesi gereklidir. Alın çocuğunuzu karşınıza her şeyi konuşun. Bu hem sizi hem de çocuğunuzu rahatlatacaktır. Korkmayın deneyin lütfen. Ayrıca “sen dili” yerine “ben dili” kullanmaya çalışın. Yani “sen nasıl bir çocuksun böyle!”, “boş boş oturacağına dersine çalışsana” gibi cümleler yerine “senin böyle olman beni üzüyor”, “derslerine çalışmamandan ötürü endişeleniyorum” şeklinde aşağılayıcı olmayan ifadeler kullanılması daha doğru olacaktır.
Şimdi ben bunları söylüyorum da anne-baba her zaman ne yapması gerektiğini bilemeyebilir. Bu yüzden okulda görev yapan rehberlik servisine sesleniyorum. Aloooo! Kalkın ve velileri okula davet edin. Bu dönemde çocuğu olan velilere sunum yapın onlara yardım edin. Anlatın ve gösterin, yapın bunu!
Ben son olarak okumalarımı yaparken karşılaştığım , “ergenlerle iletişimin altın kuralları”nı sizlerle paylaşmak istiyorum:
• Kontrol yerine irtibat,
• Dostça bir ortam,
• Koşulsuz sevgi,
• Dinlemeyi bilmek,
• Özgürlük alanı sunmak,
• Seçenek sunmak,
• Anlayış.

Sevgiler, saygılar efendim… Faydalı olmak dileğiyle… Sağlıcakla kalın…

         Ömer Faruk KAYA

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER