İstanbul
Ankara
İzmir
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Aksaray
Amasya
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkâri
Hatay
Iğdır
Isparta
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak

Müslümanların Büyük Kongresi Hac! -1-

Rahman olan, rahim olan, âlim olan, settar olan yüce Allah (c.c.)’ın zikrederken; bizi ‘İKRA’ emri ile kendine muhatap edip, namazı ile huzuruna kabul buyuran, secde ile kendisine yakınlaştıran, dua ile istetip istediğimizi verene binlerce hamdler olsun. Selat ve selam gözümün nuru buyurduğu namazı miraçta bizlere hediye getiren Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)’ya olsun. Hac konusuna geçmeden önce şunu ifade edeyim. Mekke Kuran-ı Kerimde Ümmül Kura yani şehirlerin anası adıyla anılan bu mübarek şehrin ilk sakinleri de Hz. İbrahim eşi Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail’dir. Bu bölgeye (Mekke’ye) günahları eksilttiği veya giderdiği, orada zulüm yapanların, zorbaların ve zalimlerin boyunlarını kırdığı, kibir ve gururları yok ettiği, insanlar orada toplanıp bir araya geldiklerinden dolayı Mekke ismi verilmiş olup Kur’an-ı Kerimde de, Mekke-i Mükerreme, Mekke, Beke, Ümmül Kura, el-Beled, el Belde, el emin, Haram-ül emin, Mead, Karye, el Mescid el Haram gibi isimlerle zikredilmiştir. Dolayısıyla insanoğlunun gönlünde sevgisi muhabbeti bitmemiş ve bitmeyecektir inşallah… Hac, hem namaz ve oruç gibi bedeni, hem de zekât gibi mali yetmedi cuma ve cihad gibi sosyal ve siyasi bir ibadettir. Hac, insana yolcu olmanın yanı sıra yol olduğunun hatırlatılmasıdır. Çünkü bu dünya ve öte dünyasıyla, ruhunun mazisi ve istikbaliyle, gerçekte hayat bir yolculuktan başka bir şey değildir. Yani hac, kıldan ince kılıçtan keskince bir sıratı olan, hayat yoludur. O yolda toprağını, yurdunu, şehrini, yuvanı, sevenlerini terk edeceksin. Ve terk ettiğin zaman Hicaz toprağın, Harem yurdun, Mekke şehrin, Kâbe yuvan olduğu gibi sevdiklerin Âdem, Havva, İbrahim, İsmail, Hacer gibi yeni dostlar bulacaksın. Artı, unvanını, namını, şanını, nişanını, makamını, mevkiini, terk edip sırtına giydiğin İhram seni insanlığa hatta kulluğa mensup kılacaktır. Çünkü terk etmeden bulamayacağımızı aklımızdan çıkarmayalım. Âdemseniz… Ki Âdemiz. Öyleyse yitik cennetimizi aramaya çıkmalıyız. Bu şuur ve korku içinde yol almalıyız. İşte bu şuur sahibini sürüden biri olmaktan çıkarıp, şahsiyet kılan bir şuurdur. Dostlar malumunuz olduğu üzere “Hac” sözlükte “Kastetmek, saygı duyulan büyük ve önemli bir şeye yönelmek, yürüyüş, ziyaret” etmek anlamlarına gelir. Fıkhı terimi olarak ise; arefe günü zevalden bayram günü fecrin doğuşuna kadar yani belirlenmiş zaman içinde Kameri aylardan Zilhicce ayında İslami kurallara uygun olarak birisi belden aşağıya sarılan izar, diğeri omuzlardan itibaren vücudun üst kısmını örten ridâ’dan müteşşekil olan ihram denilen iki parça halindeki örtüye bürünerek Kâbe, Arafat, Müzdelife ve Mina’da görevlerini yerine getirmek suretiyle yapılan ibadet ki; Maide suresinin 3. ayeti nazil olduğunda hacca haccetü’l-kemâl ve’t-temâm haccın hükümlerini sözle tebliğ edip amelî olarak gösterdiği için haccetü’l-belâğ, farz olan haccın ifası olduğu için haccetü’l-İslâm gibi isimler de verilmiş ve bu ibadeti yerine getiren müslümana da hiç şüphesiz hacı denmiştir. Yüce dinimiz İslam’ın beş temel esaslarından biri olan hac, hem mal hem de bedenle yapılan bir ibadettir. Hiç kuşkusuz her hususta olduğu gibi ibadet hayatı hususunda da inananlar için en güzel örnek olan Efendiler efendisi, âlemlerin nuru Hz. Peygamber (s.a.v.) Hicretin altıncı yılında bazı rivayetlerde ise dokuzuncu yılında Medine’de farz kılınan hac farizasını (Seyyid Sabık, Fıkhu’s-Sünne, I/682) hicretin onuncu yılında eda ederek ilk ve son haccı olmanın yanı sıra hicretin 7. yılında Hudeybiye umresi, 8. yılında Mekke’nin fethi günü ifa edilen umre, aynı yıl Huneyn ve Tâif seferini müteakip yaptığı umreyle ömründe bir hac dört umre yaptığı rivayet edilmiş ve (Vehbe Zuhayli, el-Fıkhı’l-İslâmî III/9) “Haccın yapılışına yapılan ilişkin uygulama, fiil ve davranışlarınızı benden alın.” (Nesai, Menasik 220) buyurarak hem fili ve hem de sözlü olarak kendisi bizzat uyguladığı hac ve umreyi biz şerefli ümmetine öğretmiştir. Dolayısıyla müslümanlardan maddi durumu iyi olanların ömründe bir defa, imkân elde edildiği yıl hac ibadetini yapmaları farzdır. Bu konuda yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır. “Orada apaçık nişaneler, (ayrıca) İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah âlemlerden müstağnidir.” (Ali İmran /97) başka bir ayette ise; “ Haccı ve Umreyi Allah için ifa edin; fakat yapmaktan alıkonursanız gücünüz yeteceği bir kurban kesin ve kurban kesilinceye kadar başınızı traş etmeyin…” (Bakara /196) buyurmuştur. Rabbim cümlemize tekrar tekrar şuurla hac ve umreler nasip eylesin. İkinci bölümde buluşuncaya kadar hoşça kalın dostça kalalım… Yusuf ÇAKICI Yalıhüyük / KONYA

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
0
emoji-6
Emoji
Müslümanların Büyük Kongresi Hac! -1-

Bültenimize abone olun, yeni haberleri bildirelim.

Yalıhüyük hakkındaki yeni haberlerden haberdar olmak için ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlatın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Yalıhüyük.com ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin