Yalihuyuk.com – Konya

Bayram o bayram ola!..

Hiç şüphesiz din insanoğlu içindir. İbadetlerden Allah (cc)'ın değil insanın çıkarı vardır. Çünkü muhtaç olan insan, ihtiyaç giderense Allah (cc)'tır. Allah (cc), insan ilişkisinde ibadet insanı Allah (cc)'a ulaştıran bir bilinçtir. Bu bilinçte  takvanın  taaa kendisidir.

11 Ekim 2007 - 0:26 'de eklendi ve 211 kez görüntülendi.
Bayram o bayram ola!..

Hiç şüphesiz din insanoğlu içindir. İbadetlerden Allah (cc)'ın değil insanın çıkarı vardır. Çünkü muhtaç olan insan, ihtiyaç giderense Allah (cc)'tır. Allah (cc), insan ilişkisinde ibadet insanı Allah (cc)'a ulaştıran bir bilinçtir. Bu bilinçte  takvanın  taaa kendisidir.

İnsan yeryüzündeki varoluş amacını, ancak vahyin inşa ettiği bir bilinçle en iyi bir biçimde gerçekleştirebilir. Bu bilince ulaşması için insanın, önce kendi anlam ve amacı üzerinde ciddi bir biçimde düşünmesi gerekmektedir. Sahi insan hiç amaçsız olabilir mi? Ortalama ömrü 60-65 gün olan bir arının dahi bal yapmak gibi muhteşem bir amacı olsun da, yaratıklar evreninin en üstünü , şaheseri olan insanın bir amaca ulaşmaması ne gariptir dostlar!..
  
Ramazan, işte bu çağrının öznesi olan Kur'-an'ın ‘ DOĞUM AYI ’dır.Bu doğumun oruçla kutlanması, aslında vahyin çağrısının ruhuyla mükemmel bir uyum arz eder. Çünkü oruç, insanın insan tarafını geliştirmek için hayvan tarafına ‘ DUUUUR’ demesidir. İnsanın ruhunu zenginleştirip içgüdülerini dizginlemesidir.
   
Ramazan hem oruç ibadetiyle bir nefis ve ruh terbiyesine, hem de vahiyle bir tasavvur ve akıl terbiyesine dönüşmelidir. Ancak o zaman amacını gerçekleştirmiş olur. İbadetler insan ve yaratıcısı olan Hz.Allah (cc) ilişkisinde, insanın Allah (cc)'a gönderdiği birer mektuba benzerler. İçi boş bir zarfın adresine ulaştığını düşünsek bile, bu muhatabı tarafından kâle alınacak bir mesaj olmayacaktır. İşte içi boşaltılmış ibadetler, böylesi içi boş bir zarfa benzerler. Bu, en azından ciddiyetsizlik, yaratıcısına saygısızlık, ukalalık, olarak telakki edilecek, dahası, amacını hiçbir zaman gerçekleştirmeyecek ve Kur’anın tabiriyle ‘ Onlar dört ayaklı hayvanlar-dan daha aşağı’ olma nezaketsizliğine düşeceklerdir.
  
Her toplumun, kendi inançlarına göre, kendine has bayramları olduğu gibi; Medine de  İslâm devletinin kuruluşundan bugüne, bütün İslâm âleminde kutlanan bu ümmetin de iki bayramı vardır. Biri Kurban, diğeri de Ramazan Bayramı. Haaaa tabi kimileri için de  şeker bayramı olduğunu unutmayalım.
  
Bayramlar, neşe ve sevinç günleridir. İslâm, kendi toplumunu huzur ve sevincin zirvelerine tırmandıran kendine has özel günler tespit etmiş ve tüm bağlılarını bu günlerde birbirleriyle kaynaştırmıştır. Dinimiz, her şeyde olduğu gibi bayram konusunda da orta yolu seçmiştir. Dejenere olmuş toplumlarda görülen bayram enflasyonu da, insan doğasına aykırı bayramsızlık da, fıtrat ve denge dini İslâm da doğru görülmemiştir.
 
İslâmî kardeşliğin, dayanışma ve huzurun perçinlendiği bu mübârek günler, müslüman-ların huzur, mutluluk, dostlarla dayanışma ve en büyük dost Allah (cc) a yakınlaşma günleridir. Hz. Peygamber Mekke’den Medine’ye hicret ettiği zaman, Medinelilerin iki bayramı olduğunu öğrendi. Medineliler bu bayramlarında oyun oynar ve eğlenirlerdi. Bu durumu gören Hz. Peygamber (sav), bu günlerin bayram olarak devam etmesini kabul etmedi ve şöyle buyurdu: Hz.Allah  (cc) size kutladığınız bu iki bayrama bedel olarak daha hayırlısını, Ramazan Bayramı ile Kurban bayramını lütuf olarak vermiştir." (Ebû Davûd, Salât 239,)
 
Ramazan bayramı, oruçla, nâfile namazlarla, infak ve ikramlarla Allah (cc)’a yaklaşan, sosyal dayanışma içinde zenginin fakirin haliyle hallendiği bir ortamın sonucunda hak edilen İlâhî bir armağandır. Ramazan’daki kulluk okulunun diploma törenidir. Her ne kadar Peygamber’e, Dine, EZAN’A  utanmadan arlanmadan neidiğü belirsiz zehirli mürekkep yalayan diplomalı utanmazlar arlanmazlar  istemese de, Rabbani ve Peygamberi bir seda ile Allah’u ekber, Allah’u ekber! şeklinde yüksek sesle getirilen tekbirler de bu coşkunun dış âlemle paylaşılmasıdır. Bu özel namaz ve tekbirler, benzetme yerinde ise, Yaratıcı ile bayramlaşmadır. Namazdan, bu güzel randevudan sonra insanlar arası bayram başlar. Önce aile, sonra akrabalar ve daha sonra bütün müslümanlar birbiriyle bayramlaşır; sesli tekbirler şeklindeki sloganlar da tabiattaki diğer varlıklarla bayramlaşma, onlarla selâmlaşmadır.
  
Bu incileri anlatmadan geçemiyeceğim: Enes Bin Malik anlatıyor: Bir bayram günü idi. Biz Hz.Peygamber (sav) ile camiden çıkmış  evimize dönüyorduk.Çocuklar bayramın neş’esi içinde oynuyorlardı.Hz.Peygamber (sav)çocukları çok severdi onların bu neş’elerini bir müddet seyretti. Fakat, karşıda bir yavrunun  mahzun bir şekilde oturmuş oynayan çocukları seyrediyor ve yüzünde hiçbir neş’e , sevinç eseri görünmüyordu. Hz.Peygamber (sav) o yavruya doğru gitti. Ona selam verdi. Neden diğer çocuklar gibi oynamadığını kendisinden sordu. O yavrucak cevabında ; Efendim, bu gün bayram onların, neş’eli günler onların. Elbetteki bayram onlara. Zira, onların ana ve babaları var. Benimse kimsem yok. Babam bir muharebede şehit düşmüş, annem bir zatla evlendi, üvey babam da bana bakmıyor, beni sokağa bıraktılar. Benimde babam olsaydı şimdi bende onlar gibi bayram yapardım. Bayram benim neyime? Gariplerin bayramı ekmek  bulduğunda, sırtına elbise, ayağına ayakkabı giydiğinde olur. Benimse babam yok, karnım aç, ayağım çıplak, sırtım açık ben nasıl oynayabilirim? dediğinde; Hz.Peygamber (sav) gözyaşlarını tutamayıp hüngür hüngür  ağlayarak  gözyaşları mübarek sakalı üzerine dökülür. Nasıl dökülmesin, bu yetimin mahzun hali arşı  titretmiş. 18 bin aleme Rahmet olarak gönderilen  Hz.Peygamber (sav) bu hale ağlamaz mı ? Elbetteki ağlar değil ki o kalbinde  merhamet, şefkat, imanı bulunan her insan bu hale ağlardı. Hz.Peygamber (sav) o yavrunun saçlarından okşayarak  şöyle buyurur. İstermisin bundan sonra senin baban Hz.Peygamber (sav), annen Hz.Aişe (ra), Ablan Hz.Fatıma (ra), enişten Hz.Ali (ra),  kardeşlerin cennetin delikanlıları olan Hasan ve Hüseyin olsun deyince, çocuk Efendimize hitaben: (Yoksa sen Allah (cc)’ın  Resulü Muhammed Mustafa (sav) misin?) deyip Efendimizin ellerine sarılır. Efendimiz bu yavrunun  elinden tutup hane-i saadetine götürdü. İşte Muhammed Ümmeti olan, önderine uyarak Peygamberinin yaptığını yapar.(İrşad C 1. 354 – 355 )
  
Namazsız, ibâdetsiz bayram olmaz.Yüce Resul (sav) şöyle buyurmuştur:“ Bu günümüzde yapacağımız ilk şey, namaz kılmaktır.” (Buhârî, Iydeyn 3)
  
Secdelerle, iç dünyamız bayrama kavuşur. Sevincin en yüksek doza çıktığı bu günlerde ölüm ve ölüler de unutulmaz. Diğer âlemde yaşayan akrabalarla bayramlaşılır. Bayramlar sıla-i rahmin icrâ edilmesi şeklinde yaşayan dostlarla beraberlik olduğu gibi, hayattakilerle ölüler arasında da bir köprüdür. Böylece müslümanın sevincine tatlı bir hüzün ve ölüm ötesi duyarlılık katılacaktır.
  
Bayram günlerinde boğazımıza dizilen acı bir soru: Kâfirlerin emrinde ve onların oyuncağı konumunda, çeşitli zulümlere muhâtap, zillet içinde yaşayan dünya coğrafyasındaki
özellikle, eskiden söylenirdi ‘Ana gibi yar BAĞDAT gibi diyar olmaz diyarında, Filistin’de sapan taşlı çocukların dalının, kolunun, fidelerinin, budandığı, gelin-kızların giysilerinin kirletildiği, çocukların hep yetim kaldığı “ ELEM YECİDKE YETİMEN FEAVA’ yı  okuyan  insanlar, kolları ve bacakları budanmış delikanlıları boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu çocukların, Bayram gelmiş, neyime, Kan damlar yüreğime, aman aman garibem !diye feryâd-ü figân koparan zülüm ve işkenceler altında, inim inim inlerken, ne bağdat’tan ne Şam’dan  ne Mekke’den  ne diyarıbekir’den  ne İstanbul’dan  ne buhara’dan bunca telefon direğine rağmen birbirlerini duymayan ve önemse-meyen günümüzün müslümanları, nasıl sevinip bayram yapsınlar, bayram yapmaya haklarının olduğu halde!..
 
Oysa esas bayram, gerçek bayram; İslâm’ın her şeyimize, bireysel, sosyal ve siyasal hayatımıza hâkim olmasıyla, Allah (cc)’ hakkıyla kulluk sergilememizle ortaya çıkacaktır. Bayramlar, Allah (cc)’a yaklaşmanın sembolleridir. Esas bayram, zalimlerin Müslümanların hayatlarını cehenneme çevirdiği dünyayı Cennete benzettiğimiz ve Cenneti hak ettiğimiz gün olacaktır İNŞAALLAH…
  
Bayramlar Allah (cc)’a kulluğun neticesidir. Tüm vücuduna ve nefsinin arzularına oruç tutturan ve kendini Allah (cc)’a adayıp nefsini ve sevdiklerini kurban edebilenlere Allah (cc)’ın birer lütfüdür Ramazan ve Kurban Bayramları. Bu anlayıştan uzak yaşayanlar olsa olsa Şeker ve Et Bayramı kutlarlar. Bayramlar, sadece bir sevinç günü değildir. Aynı zamanda şükür, zikir, diğer müminleri hatırlama, muhâsebe ve derlenip toparlanma günleridir.
  
Bayramlar  temelde  sosyal barışma ve buluşma günleridir. Ne de güzel söylenmiş :

Can bula cananını Bayram o bayram ola
Kul bula sultanını Bayram o bayram ola!
(merhum Mehemmed Lütfi Efe)
  
Temennilerde bulunurken ; Bir Ramazana daha elveda elveda eyledik. Kimi insanlar için Ramazan geçmiş bir yılın yüreklerinde oluşturduğu kiri, isi, pası temizlemek ve gelecek bir yıl için de manevi enerji depolamak için gayret günleri, kimileri için orucun semtine uğramadan, teravihlere uğramadan, en rezil eğlencelerle Müslüman mahallesinde salyangoz satmayı âdet edinmeleridir.
  
Amma ümmeti Muhammed için Ramazan, caddelerin, sokakların ve hatta ülkenin milli birliğine beraberliğine yardımlaşmasına kaynaşmasına bir umut ve tebessüm aşılayan günleriydi. Her yıl olduğu gibi bu yıl gerek TV’lerin gerekse Camilerin Ramazan’la, bu ülkedeki toplumsal değişimin istikametinin “DİNE DOĞRU ” olduğu bir kez daha tescil edildi. Gönül ister ki Razamandan sonrada aynı bağlılık, ibadetler, görüntüler devam etsin… 
  
Ve sonunda bayram geldi. Biraz buruk, biraz kırık da olsa geldi işte. Geniş İslam coğrafyası yangın yeri, İslam ümmeti çağın yetimleri ve öksüzleri olsa da, geldi. Hoş, bayramlar, gerçek bayramın bir provası, bir kopyası değil miydi zaten? Arapçada bayram “İYD” sözcüğüyle ifade edilir. Bu kelime etimolojik olarak lütuf ve tekrar dönüş anlamlarına gelir. Bayram’ın bu sözcükle karşılanmasının nedeni, verilen emeğin, yapılan eylemin karşılığının yapan kişiye sevinç, lütuf ve ihsan olarak geri dönmesi, fazlasıyla “iade” edilmesidir.  İlginçtir, aynı dilde “ahiret” anlamına gelen “mead” sözcüğü de, bayram anlamına gelen “iyd” sözcüğüyle aynı köke mensuptur. Aslına bakılırsa, bunda garipsenecek bir durum da yok. Çünkü, ahiret, dünya hayatının hasat mevsimidir.  Gerçi gerçek bayram da ahiret bayramıdır; insanın yaptığı tüm güzel çabaların karşılığının kat kat fazlasıyla verildiği, insanın önüne “cennet” biçiminde konulduğu gündür bayramlar.
  
Affetmek, büyüklüğün şanındandır. Bayramı mahşer günü gibi düşmanlıkları kaldırır, merhamet edici ve bağışlayıcı olarak insanlara yaklaşırsan, umulur ki Allah (cc) da seni affeder, sana merhamet eder ve sen dahi Allah (cc)'a yakınlaşmış olursun.
   
Ramazan’ı “diyet ayı” ya da geleneksel festival olarak algılayanların şeker bayramı!.., Ramazan’ı ilahi gündem olarak algılayanların “ RAMAZAN BAYRAMI ”  kutlu ve mutlu olsun.  Ramazan’ın maddi – manevi zorluklardan sonra duygusal neş’eye,  VE VE VE  bir gün bu dünya gül bahçesine dönecek Çünkü kendinizin değil bu topraklarında  BAYRAMA  SUSADIĞINI  UNUTMAYINIZ. Çünkü; Sultan Süleyman’a kalmayan, Dünya size mi kalır. bunu böyle bilin! Ve unutmayın…

Yusuf ÇAKICI – Yalıhüyük/ KONYA

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER