Yalihuyuk.com – Konya

İman ve amel ilişkisi

Bu konuya girmeden önce imanın anlamını açıklamakta fayda görüyorum. İmanın bir kelime manası vardır, birde şer’i manası vardır.

 

31 Ocak 2012 - 21:32 'de eklendi ve 326 kez görüntülendi.
İman ve amel ilişkisi

Bu konuya girmeden önce imanın anlamını açıklamakta fayda görüyorum. İmanın bir kelime manası vardır, birde şer’i manası vardır.

 

 

Sözlükte iman, inanmak ve tasdik etmek demektir ki, bu imanın genel manasıdır. Dini manada iman, Peygamberimizin Allah tarafından getirdiği kesin olarak bilinen her şeyde onu tasdik etmek ve doğruluğuna inanmaktır. Bu imanın özel manasıdır. İman deyince de bu anlaşılır. Nitekim Kur’a-ı Kerim’de: “Peygamber ve mü’minler ona Rabbinden indirilene inandı.”(Bakara 285) buyrulmuştur İmanda etkili olan organ kalptir. Büyük Şair merhum M. Akif ne güzel söylemiş: “İmandır o cevher ki, İlâhî ne büyüktür. İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.” Bir kimse Peygamberimizin Allah (cc)tan getirdiği tüm hükümlere kalben inanıyorsa bu kimse mü’min dir. Dili ile söylemese bile Allah (cc)indinde mü’mindir. Aksi durumda ise, yani kalben inanmadığı halde dili ile inandığını söylüyorsa insanlar onu mü’min olarak bilse bile Allah(cc)indinde mü’min değildir. K.Kerim bu konuda gayet açıktır. Buyruluyor ki; “İnsanlardan öyle kimseler vardır ki Allah’a ve âhiret gününe iman ettik derler, hâlbuki onlar mü’min değillerdir.”(Bakara 8) Diğer bir ayette Rabbimiz; ”Bedeviler, ‘İman ettik’ demektedirler. (Ey Muhammed) de ki, ‘Siz iman etmediniz fakat İslâm olduk deyin, çünkü iman henüz kalplerinize girmedi.”(Hücurat 14) Bu ayeti kerimenin sebebi nüzulünü büyük müfessir mücahit (H.21–103 arası yaşamış) şöyle açıklıyor; Medine yakınında bulunan Beni Esed İbn-i Huzeyme kabilesi bir kıtlık yılında Medine’ye gelerek kelimeyi şahadet getirip Peygamberimize: ” Biz, filân oğulları ve filân oğulları gibi size savaş açmadık, ailelerimizle geldik” (Âlûsî, Ruhu’l-Meânî, Beyrut, c. XXVI, s.167, Mısır, 1353 H)dediler. Bu sözleri ile Peygamberimizden kendilerine sadaka yardımı yapılmasını istiyorlardı. Bunun üzerine bu âyet-i kerime indi. Buradan anlıyoruz ki imanda aslolan kalben inanmaktır, dil ile ikrar ise, diğer insanların müslüman olduğumuzu bilmeleri açısından önemlidir. Müslüman olduğumuz bilinecek ki cenazemiz ona göre kaldırılsın, müslüman mezarlığına defnedilsin veya sosyal hayatta müslüman olarak muamele görelim. “İman, kalp ile tasdik ve dil ile ikrardır” meşhur sözün anlamı da budur. Yoksa Allah katında mü’min olması için kalp ile tasdik yeterlidir. İmanın sahih ve makbul olması için üç şartın bulunması gereklidir.

1. İman ümitsizlik halinde olmamalıdır. Kişinin ölüm anında iman etmesi geçerli bir iman değildir. Denizde boğulacağını anlayan Firavunun imanı kabul edilmemiştir. İbni Abasın rivayet ettiği bir hadisi şerifte Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: “Cenab-ı Hakk Firavun`u suda boğduğu zaman: “Beni İsrail`in inandığındığından başka ilah olmadığına inandım” dedi. (Yunus, 90). Cebrail buyurdu ki: “Ey Muhammed! Sen beni denizin çamurundan alıp, (Allah`ın) rahmeti ona ulaşıverir korkusuyla ağzını tıkarken görseydin.” (Tirmizi, Tefsir, Yunus, 3106) Meraz-ı mevtin, yani ölüme bitişik bir hastalığa yakalanan kimsenin imanının da aynı olduğu söylenmektedir. Yine bu konuda; “Günah işleyip de kendisine ölüm gelince ‘işte ben şimdi tövbe ettim’ diyen kimsenin tövbesi kabul edilmez. Kâfir olarak ölenlerin de tövbesi kabul edilmez. İşte bunlara ahirette can yakıcı bir azap hazırlamışızdır.”(Nisa 18) 2. İnanmış olan bir kimse, dinin kesin hükümlerinden, her hangi birini inkâr edici söz ve davranışlarda bulunmamalıdır. Meselâ, dinin hükümlerinden olduğu kesin olan namaz, oruç, hac ve zekât gibi bir hükmü inkâr eden veya yasakları kabul etmeyen, bugün faizde haram mı olurmuş diyen, kimseye zarar vermeden alınan biraz alkolün kime ne zararı var gibi sözleri söyleyen kimseler Allah korusun imanını kaybetmiş olur. Çünkü dinin hükümleri bir bütündür, bunlardan birini inkâr etmek hepsini inkâr etmek demektir.  3.Allah (cc)tan gelen hükümlerin hepsinin güzel olduğunu kabul etmeli ve bunların arasında bir ayırım yapmamalıdır. Bizim algılayamadığımız bazı hususlar olsa bile, mademki Allah ve Resulü böyle emretmiş o halde böylesi muhakkak daha güzeldir diyebilmek. İmanda kuvvetli ve zayıf olması açısından farklılık olabilir. Hz. Ebubekir ‘in imanı ile her hangi birimizin imanı kuvvetlilik açısından aynı değildir. İmanda böyle bir farklılığın bulunduğuna ayet ve hadislerde de işaret edilmiştir.  Kur’an-ı Kerim’de: “Mü’minler ancak onlardır ki, Allah anıldığı zaman yürekleri titrer. Allah’ın ayetleri kendilerine okunduğu zaman bu, onların imanını artırır (kuvvetlendirir) ve onlar yalnız Rablerine dayanır ve güvenirler.”(Enfal 2) İbrahim (as)ın durumunu da bu konuda örnek verebiliriz; Allah’ın(cc)dostum dediği peygamber şöyle demişti; “ Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster. Allah ona: Yoksa inanmadın mı? Buyurdu. İbrahim: – İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın (için istiyorum) dedi.(Bakara 260) İman İle Amel Arasındaki İlişki İman ve amel, bir bütünü oluşturan parçalar değil, ayrı ayrı şeylerdir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de: “İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.”(Bakara 277)Burada imandan sonra ameller sıralanmış olması bir bütünün parçaları olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte iman ile amel arasındaki çok önemli bir ilişki vardır. Şöyle bir misalle bunu daha iyi anlatabiliriz. Eskiden kullandığımız fenerleri düşünelim, bunların içindeki kandiller iman olarak düşünecek olursak, etrafındaki camları da ameller olarak benzetebiliriz. O camlar ne kadar sağlam olursa kandilin sönme ihtimali o oranda azalır. Ama camların bazıları kırıksa en küçük bir rüzgârdan o kandil sönüverir. Kandilin etrafındaki camları bizim amellerimizdir. İbadetlerin tamamı, Allahın haramlarından kaçınmak, İyi bir insan olabilmek vs. bunları çoğaltabiliriz. Bizim Salih ameller dediğimiz filler bir kimsede ne kadar çok ise imanı o derece kuvvetli olur. Salih ameller ile güçlendirmediğimiz imanımızın, ahiret âleminin ilk durağı olan kabire kadar bizimle birlikte olması zordur. Diğer yandan kalbimizdeki imanımızın bizim davranışlarımıza da yansıması gerekmektedir, şöyle ki; imanı kuvvetli olan bir kimsenin bilerek Allahın(cc)haramlarını çiğnemesi mümkün değildir. Başkalarının hak ve hukukuna göz dikmesi mümkün değildir. Allah ve Resulünü sevmeyen kimselerle birlikte olması mümkün değildir, bu misalleri istediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Bu durumda şöyle bir soru aklımıza gelebilir, farz olan ibadetleri yapmayan ve büyük günah işleyen kimse imandan çıkar mı? Bu konuda farklı görüşler olmakla beraber Ehli Sünnetin görüşü, farz olan ibadetleri yapmamak ve büyük günah işlemek inkâr etmediği sürece insanı dinden çıkarmaz, günahkâr yapar. Dinden çıkmak başka, günahkâr olmak başkadır. Nitekim Ashab-ı Kiram’dan Ebû zer (r.a.) şöyle demiştir: “Peygamberimize geldim. Üzerinde beyaz bir elbise olduğu halde uyuyordu. Döndüm, sonra yine geldim, uyanmıştı şöyle buyurdu: — Lâilâhe illallah -Allah’tan başka ilâh yoktur- diyen ve bu ikrar üzerine ölen hiç bir kul yoktur ki, cennete girmesin, buyurdu. Ben: — Zina etse de hırsızlık etse de mi? dedim. Peygamberimiz: — Evet, zina etse de hırsızlık etse de girer, buyurdu. Ben: — Zina etse de hırsızlık etse de mi? dedim. Peygamberimiz: — Evet, hırsızlık etse de zina etse de girer, buyurdu. Ben tekrar: — Ey Allah’ın Resulü, zina etse de hırsızlık etse de mi? dedim. Peygamberimiz: — Evet, Ebû Zerrin burnu toprağa sürülse ve böylece zelil ve hakir olsa da muhakkak cennete girer, buyurdu. Ebû Zer (r.a.) bu hadisi rivayet ederken: Ebû Zerrin burnu kırılsa da, yani istemese de peygamberimiz böyle buyurdu.” demiştir. (Müslim iman 40)  Evet, günahlar İmanın aslını olumsuz şekilde etkilemese de, İmanın kemalini etkiler. Nitekim Peygamberimiz: “Zina eden kişi zina ederken mümin olarak zina etmez. Hırsız, çalarken mümin olarak çalmaz. Sarhoş, şarabı içerken mümin olarak içmez.”(Müslim iman 24)buyurmuştur. Hadisi şerifte; zina eden, hırsızlık yapan ve içki içen kimsenin mümin olarak bunları yapmayacağı ifade edilmekte ise de Ehlisünnet âlimleri bunu, “Kâmil mümin olarak bu günahları yapmaz” şeklinde anlamıştır.

Elbette ki akıllı bir mü’min, imanının gereği büyük günahlardan sakınan kimsedir. Mevlam bizleri imandan ve Salih amellerden ayırmasın.(Âmin) Selam ve dua ile.31.01.12

 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER