Yalihuyuk.com – Konya

Kur’an’ın doğum ayı Ramazan

Rahman olan, Rahim olan, Ğaffar olan, Settar olan,Yüce Allah’ın isimleriyle başlayalım inşallah…

30 Ağustos 2008 - 1:48 'de eklendi ve 155 kez görüntülendi.
Kur’an’ın doğum ayı Ramazan

Rahman olan, Rahim olan, Ğaffar olan, Settar olan,Yüce Allah’ın isimleriyle başlayalım inşallah…

Evveli Rahmet, ortası mağfiret, sonu ise ateşten azad olan Peygamber lisanıyla “ Ramazan ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır. ” (İmam Nevevi Riyazü’s Salihin c.5.s.484) müjdesine mahzar ve onbir ayın sultanı olan  Ramazan ayı bizlere okuyanlara, ümmeti Muhammede hayırlı olsun, hayırlara vesile olsun bizlere şefaatçi olsun…

Rabbimize hamdusenalar olsun; Bire on, bire yüz, bire yedi yüz, bire binlerin verilece-ği bir sultan ayına ki; “ Allah’ım Recep ve Şabanı bize mübarek kıl, bizi Ramazana ulaştır ” Nebevi nidalarıyla üç aylardan ikisini geride bırakarak üçüncüsü olan Ramazana ulaştırdı. Mübarek gün ve gecelerin hakkını verebilirsek ne mutlu bizlere. Çünkü bizleri rabbimizden  uzaklaştırmaya çalışan şeytana inat bu gün ve gecelerde yürüyenler koşmalı, konuşanlar susmalı, yatanlar kalkmalı ölü kalpler ise dirilmelidir.Yüce Rabbimiz ne kadar zengin, ne kadar cömert, ne kadar affedici ve bağışlayıcıdır ki isyan edenleri, günah işleyenleri bile rahmet ve mağfiretiyle af ediyor. Ramazan ayı, işte bu çağrının öznesi olan Kur'an'ın ‘DOĞUM AYI’dır. Bu doğum ayını oruçla, ibadetle, Kur’anla, yardımlaşmayla, yetimleri-kimsesizleri yedirmekle – giydirmekle karşılayıp uğurlanması vahiy çağrısının ruhuyla mükemmel bir buluşması ve hayatına ilmek ilmek işlemesiyle mümkün olacak ve olmalıdır. Bu aya ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir. Dolayısıyla; o yüce yaratıcı biz kullarını çok sevdiğinden bir dostunun diliyle “…Gelin kim olursanız, ne olursanız olun, yine gelin.” düsturuyla İşlenen günahlara, hatalara, kusurlara karşın tevbe ve istiğfarla onun kapısına boyun eğerek bir daha o kötülüklere dönmemek üzere gitmeliyiz. Çünkü Allah (c.c.)’nın kapısı, ümitsizlik kapısı olmadığı gibi, alay etme, yılda bir kapısını çalma kapısı da değildir. O kapıya yönelen, boş dönmez, mahzun olmaz, kaybetmez aksine hem bu dünyasını hem de ahirettini mamur edip makamından, mevkisinden, rütbesinden, şahsiyetinden hiç bir şey kaybetmeyip aksine çoban dahi olsa, hizmetkar dahi olsa kınayıcıların kınamasına İNAT! yüzü güler.

İbrahim b.Edhem Hz.leri gibi: Bir gün Dicle kenarında oturmuş yırtılan eski hırkasını dikmekle meşgulken onun bu hâlini gören bir zat yanına yaklaştı: Ey İbrahim! Belh'in hükümdarlığından vazgeçtin, şu hâline bak, sorarım sana ne kazandın, ne kaybettin? Adam bu soruyu sorduğunda İbrahim b. Edhem elindeki iğneyi Dicle nehrine atıverip daha sonra balıklara seslenir. Ey balıklar Allah (c.c.)'ın izniyle “ İĞNE Mİ GETİRİRMİSİNİZ? ” Seslenmesi henüz bitmişti ki, Dicle nehrinden binlerce balık ağızlarında birer altın iğne ile başlarını uzattılar İbrahim b.Ethem Hz.’ne. İbrahim b. Edhem Hz. balıklara seslendi: Onları istemiyorum, ben kendi iğnemi istiyorum. Bütün balıklar tekrar suya girdi, bir tek balık ağzında İbrahim b. Edhem'in iğnesi alıp suyun üstüne çıkarak iğnesini uzatır.Bu manzarayı seyreden adama İbrahim b. Ethem dönerek der ki: Evet Belh hükümdarlığını terk ettim – kaybettim AMMA! Kazandığım şeylerin en küçüğü budur, gerisini var sen düşün. Diyerek adamın cevabını anlının ortasına bir balyoz gibi vurur.Ya kardeşlerim. İşte Allah (c.c.) için yapılan terkler, onun yolunda yapılan ibadetler, yapılan hayır ve hasenatlar hiç zayi olur mu? Yüce Resul (s.a.v.) Ey Ümmetim, ey kardeşlerim: dikkatli olun nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz kabirlerinizden öyle kalkarsı-nız, kabirlerinizden nasıl kalkarsanız öylece Yüce Allah (c.c.)’ın huzuruna ve benim şefaati-mi almak için, gelirsiniz. Buyurmaktadır. Bundan dolayı insan mamur ettiği yerde kalmayı ister DEĞİLMİ?, harap bıraktığı yere gitmeyi asla arzulamaz ve istemez! İşte af ve mağfiret ayına, idrakiyle şerefyab olduğumuz ramazanın  sahuruyla, orucuyla, iftarıyla teravihiyle, fırınlarda kuyruk dahi oluşturulsa o mis gibi kokan ramazan pideleriyle, minarelerdeki ‘ Hoş geldin ya şehri Ramazan, Onbir ayın sultanı,Ya Resullalah, Oruç tut şifa bul’ diye ışıklandırılan mahyalarıyla aynı zamanda bir bereket ayıdır. Başka aylarda olmayan bereketler evimizi beldemizi memleketimizi doldurur. Müminlerde uhrevî duygular bu ayda ve bugünlerde coşarak doruğa ulaşır, dünyanın faniliği, âhiretin bakiliği bu ayda daha fazla düşünülür, daha şuurlu şekilde ibadetler yapılır. Ramazan ayı, bir yıllık maddi ve manevi kirlerden temizleneceğimiz, insanî duyguların coştuğu, tevbe edip hakka yönelme şuurunun geliştiği maddî ve manevî bir terbiye ayıdır. Ramazan ayı gelince, Hayır ehli, hayra koşar, şer ehli ise, kötülüklerden el çeker. (Nesai) İşte bu ramazan ayı günahlardan tevbeye, kırık kalpleri onarmaya, İslam’dan, Kur’an’dan, Peygamber’den uzak kalmış evleri – gönüller- kadınları – kızları erkekleri, sokakları tamir etmek için bulunmaz büyük bir fırsat bilip dönüm noktası olmalıdır. Bu vesileyle tüm Müslüman kardeşlerimin Bir Eylül 2008’de idrak edeceğimiz Ramazanı Şeriflerini tebrik eder. Bu ayın nefsimizin, neslimizin, beldemizin, memleketimizin birlik ve beraberliğimizin, sevgi ve kardeşliğimizin oluşmasına vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ederim. Görüşünceye dek hoşça kalın dostça kalalım!.. 
 
Yusuf ÇAKICI – Yalıhüyük / KONYA

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER