Yalihuyuk.com – Konya

Dinin istediği insan -1-

Rahman olan, Rahim olan, Kahhar olan, Alim olan, Müzil olan, Hakem olan, Habir olan Basir olan, Yüce Allah’ın isimleriyle dine olan ihtiyacımız konusuna başlayalım inşallah…

29 Nisan 2009 - 21:47 'de eklendi ve 319 kez görüntülendi.
Dinin istediği insan -1-

Rahman olan, Rahim olan, Kahhar olan, Alim olan, Müzil olan, Hakem olan, Habir olan Basir olan, Yüce Allah’ın isimleriyle dine olan ihtiyacımız konusuna başlayalım inşallah…

Muhammed İkbal şöyle diyor:

Bugün kendini arayan dertli bir kalbe sahip olmayan biri,

Yarının üzüntüleri ile mutlulukları üzerinde hak iddia edemez.

Hz. Ömer (r.a.) ümmeti Muhammed (s.a.v.) olduğuna sevinen her insan Hz. Allah (c.c.)’ın, ümmeti Muhammed için bildirildiği tüm şartları tam ve eksiksiz olarak yerine getirsin. Bu emirlerde hiç şüphesiz yüce dinimiz islamdır. Dolayısıyla insanoğlunu ihtiyar-latan geride bıraktığı yılların çokluğu değil, ideal yokluğudur. Yıllar cildi buruşturur fakaaat idealsizlik ise ruhu öldürür. Öyleyse insanoğlu şeref bulduğu şeyle insandır. Adam gibi adamdır. Çünkü insandaki şeref beden kuvvetiyle değildir. Bakıldığında deve kendisinden daha kuvvetlidir. Et ve kemikten de değil, oysa fil ondan daha çok kiloludur. Cesaretiyle de değil çünkü aslan ondan daha cesaretlidir. Amma küçücük bir sinek bile aslanın gözünü oyabiliyor değimli? Nemrut ve onun askerlerini sinek gibi bir mikroba mağlup olarak ölenleri tarih yazmıştır.

Ormanda yetişen ağaçları düşünelim. Eğer ağaç usta eline geçerse ondan faydalı ve yararlı şeyler olabilir. Fakat baltacının eline düşerse odun olup yanmaktan başla şeye yaramaz. Öyleyse nasıl ki asker elbisesi giyen insan giydiği elbiseden bir güç kazanıyorsa, Allah (c.c.)’a itaat eden insanda öyledir ve öyle olmalıdır. Çünkü Rabbisinden kuvvet alıyor, yardım alıyor. Rabbisine bağlanır onun emirlerine sımsıkı sarıldığı zaman tabiri caizse ustanın eline düşmüş olur aksi halde ormanda kol gezen baltacının eline düşer ki o zamanda Allah (c.c.)’i, Peygamber (s.a.v.)’i tanımayan insanlar, milli ve manevi değerlerle alay eden topluluklar meydana gelir ki onların verdikleri sıkıntıları hepimiz çekeriz ve çekmekteyiz…

Ne acı ki; Bugün öyle analar, babalar var ki çocuğunu kahveler, meyhaneler, barlar için yetiştirip kendileriyle birlikte çocukların hem dünyalarını hem de ahretlerini mahve-diyorlar, şimdi siz söyleyin evlatlarına, hayatlarına bu kadar zulmeden kamil insan olur mu? Gerçek anne baba olur mu? Düşünün. Şöyle bedenin ve ruhun verdiği yorgunluğun ardından evinizdeki koltuğunuza oturup çayınızı yudumlarken mülkiyeti başkasının fakat kullanma hakkı sizin olan TV kumandasını alın elinize açın sıradan bir TV kanalını seyredin ve düşünün… Eşinizle kızınızla beraber utanmadan, sıkılmadan, ezilmeden, büzülmeden okuyabildiğiniz bir gazeteyi alın elinize okuyun ve düşünün… İlim irfan yuvalarından ülkeye nasıl evlatlar yetiştiriliyor düşünün… Bayrak sever görünenlerin Bayrak direğinin içerisinden girip AY YILDIZLI şehit kanıyla boyanmış bayrağımızın yukarıdan iplerini kesmek isteyenleri düşünün… İnsanları çeşitli guruplara ayırıp bir birlerine düşman edenleri düşünün… Sen benim giydiğim elbiseyi giymiyorsun bana benzemiyorsun diye toplumdan uzak tutulan gözü yaşlı insanları düşünün… George Bernard Shaw George Bernard Shaw’ un dediği gibi “ Sorunların üst üste yığılarak nerdeyse çözülmez hal aldığı günümüzde Hz Muhammed (s.a.v.)’e her zamankinden daha fazla muhtacız. Eğer O aramızda olsaydı bütün bunları oturup bir fincan kahve içme rahatlığı ile çözerdi. ” diyor. Bendenizde diyorum ki kenedi anladı ammaaaa bizim kenanlar hala anlamadılar acaba neden? İnanıyorum ki bu yazıyı okuduktan sonra bazı insanlar diyecekler bizim gerçekten dünya nizamı olan, sevgiyi, barışı, hoşgörüyü, kardeşliği benimseyen hak din yüce İslami öğrenmeye, hayatımızın her safhasına ilmek ilmek işlemeye ne kadar ihtiyacımız vardır…

Yeni müslüman olan bir Alman Profesöre sormuşlar İslama girmeden önceki isminiz neydi?  Profesör ise müslümanım diyenlerin, ümmeti Muhammediyim diyenlerin ibret alması için bakın ne diyor. Eeee ne anlamı var o zaman ‘ İNSAN DEĞİLDİM Kİ!..’ Cevabını verir… Yaaaaa bunu da düşünün…

Malumunuz din; Arapça bir kelime olup, itaat etmek, ceza vermek ve yol gibi manasında bir ana cadde anlamına gelir. Onda, itaat edene mükafat, etmeyene de ceza vermek gibi izzet ve ikramlar vardır. Tarifi ise: “ Akil sahibi insanoğlunu bizzat hayırlara sevk eden ilahi kanun ve nizamların bütünüdür. ” Beden ve ruh dan meydana gelmiş olan insan, bedeniyle değil, gerçek manada ruhuyla insandır. Topraktan yaratılmış olan cesedin akıbeti yine toprak olacağı halde, sayesinde insanın insanlığını kazandığı ruhu, Cenab-ı hakkın ebedilik fikriyle ve ebedi olma fıtratıyla yaratılmıştır. Allah (c.c.) ruhu sayesinde insana melekleri secde ettirmiş ve ona kainatın efendisi ve yeryüzünün halifesi kılmış. Malumunuz insan, ahiretini dünyada kazandığı gibi, dünyasını da ahirete olan imanı, irfanı, dini, diyaneti sayesinde düzeltir ve mamur eder. Hayat ne kadar gerçekse ölümde o kadar gerçektir. Unutmayalım ki, her uyuyan kimsenin bir vakit uyanacağı, her yaşayanın bir gün öleceği, her ölenin bir zaman gelip dirileceği ve her dirilen kimsenin de Allah (c.c.) tarafından sorguya çekileceği mutlaktır. Öyleyse o hesap verme gününe ne kadar hazırız. Düşünün düşünürken sevdiklerinize bir gül verin gül veremiyorsanız gülüverin… Görüşün-ceye dek hoşça kalın dostça kalalım… 
 
Yusuf ÇAKICI – Yalıhüyük/KONYA 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER